->
Eğitim ordusu, askeri ordu ile beraber bir milletin en önemli gücüdür. Türkiye gibi fiziki konumu kritik, kültürel yapısı zengin, köklü bir tarihe sahip ülkelerde ise bu önem kat kat artmaktadır. Eğitim bir ülkeyi kalkındıracak ve güçlendirecek olan yegane olgudur. Eğitim orduları eğitimli bir millet oluşturarak ilmi, fenni ve vicdani tüm konularda ülkeyi adeta lokomotif gibi çeker.
Türk milli eÄŸitim sistemi, bu zaruri ve hayati hususu karşılama noktasında acaba ne kadar yeterlidir? Günümüz milli eÄŸitimi üzerine vazife olan aklı hür, vicdanı hür, refaha kavuÅŸmuÅŸ bir millet oluÅŸturma yolunda nasıl ilerliyor? Ya da ilerleyebiliyor mu?Â
Türkiye’de eÄŸitim-öğretim; aile eÄŸitimi-okul öncesi eÄŸitim-ilköğretim-ortaöğretim-yükseköğretim ÅŸeklinde basamaklandırılmıştır. Aile içi eÄŸitim konumuz deÄŸil. O nedenle evvela okul öncesi eÄŸitimden baÅŸlayalım. Okul öncesi eÄŸitimdeki en önemli sorun ‘yaygın olamama’ sorunudur. Maalesef ülkemizin genelinde okul öncesi eÄŸitimin önemi kavranamamıştır. Bunun yanı sıra okul öncesi eÄŸitim kurumları da yeterli sayıda bulunmamaktadır. HerÅŸeye raÄŸmen bazı kampanyalarla okul öncesi eÄŸitim kurumları sayısının arttırılmaya çalışılması sevindiricidir. Okul öncesi eÄŸitim dönemi çocukların zekalarının en çok geliÅŸime açık olduÄŸu dönemdir. Bu dönemde kazanılacak alışkanlık ve katedilecek deÄŸiÅŸiklikler hem önündeki eÄŸitim sürecine hem de yaÅŸamının tamamına faydalar saÄŸlar.
İlköğretim ise ezberciliÄŸe atılan en önemli adımdır maalesef. Ne kadar iyileÅŸtirilmeye de çalışsa olması gerekene ulaşılamıyoruz. FiÅŸler ezberlettirilir, cümleden harfe inilirdi. Oysa çocuÄŸa baÅŸtan bozucu olmayı, parçalayıcılığı gösteriyoruz. “IÅžIK ILIK SÜT İÇ” fiÅŸi önümüze konur, sonra hecelere sonra harflere bölünür. Hazıra da konmuÅŸ olur çocuk. Matematik dersine geçilir, zihinsel hiç bir geliÅŸim yolu açılmaz çocuÄŸa. Toplamada ve çarpmada ‘elde’ , çıkarmada ise yandan bir onluk alınır. Aslında dört iÅŸlem gayet de zihinden yapılabilir. Sosyal ve fen bilimlerine ise hiç girmiyorum bile. Kuru bir müfredat, ezberciliÄŸe tam gaz devam.
Çocuk OKS’ye girdikten sonra lise hayatına baÅŸlar. İşin garibi bu çocuk, TM puanı ile anadolu lisesine girer ama fen bölümü seçebilir. Sayısal sınıflar daima ‘zeki’, eÅŸit ağırlık sınıfları ‘azıcık zeki’, sözel sınıflar ise ‘tembel’dir. Bir zamanlar bu memlekette nasıl iÅŸletme bölümü revaçtaysa bugün de doktor ve mühendislik öyle. Çocuklar parası ve meslek sayısı daha çok diye sayısal seçiyor. Ayrıca 10. sınıfta bölüm seçimi de yanlıştır. Hemen OKS’den sonra öğrenci bölüm seçerek yeteneÄŸine ve kapasitesine uygun okula yerleÅŸmelidir.
Tabi ki Türk milli eÄŸitim sistemi denince ÖSS’yi es geçmek olmaz. Åžaşıranınız olacaktır ama ÖSS’ye karşı deÄŸilim. Aksine mevcut sistemin akışa göre ÖSS’den baÅŸka bir yol yoktur. Yalnız ÅŸurası kesindir ki, ÖSS yüzünden lise müfredatı gereksiz ve ağır konularla dolduruluyor. Bu da zaten sıkılan öğrenciyi iyice bunaltıyor. ÖSS’yi de geçtik…
Geldik üniversitelere… Üniversiteler, ülkenin bilim ve fende öncü kurumlarıdır. Fakat ne üzücü bir tezattır ki, üniversitelerimiz araÅŸtırma ve deney merkezli olmaktan çok uzaktadır. Üniversite, mezuniyet belgesi göstermek ve rahatça iÅŸ imkanı saÄŸlayabilmek için gidilen bir kurum haline geldi. Özellikle dil,tarih,coÄŸrafya,edebiyat vb. eÄŸitim fakülteleri öğretmen olmak için gidilen yerler haline geldi. Hatta bir çok siyasal bilgiler mezunu tanıdığım da öğretmen olmak için fırsat kolluyor. Üniversiteler, bir insanın kendini geliÅŸtirmede varacağı doruk nokta olması gerekirken; mezuniyet belgesinin üstünde O.D.T.Ü, BoÄŸaziçi Ü., Hacettepe Ü., İstanbul Ü… yazılmasıyla ilerde cebe getirecek olan yer manasına geliyor. Aslında sadece üniversiteler için deÄŸil, tüm eÄŸitim-öğretim sistemine bakış açımız yanlış. Bireysel hatalarımız da çok büyük…
Ön yargılarımızı atamadan düşündüğümüzde bir okulda laboratuvar, kütüphane, projeksiyon, bilgisayar/internet odası, spor salonu vb. bölümler olmadığında şikayet ederiz. Tabi ki isteriz her okulda olsun bunlar ama daha önemli birşeyi unutuyoruz: Nitelik! Nicelik aramaktan niteliğine bakamaz olduk okullarda! Maalesef bir çok öğretmen ve yönetici yetersizdir. Yeni nesil öğretmenler işini hakkıyla yapmamaktadır ve nitelik olarak çok iyi değillerdir. Belki eski öğretmenler kadar dövmüyorlar (!) ama onlar kadar da bilgiye, otoriteye ve diğer vasıflara sahip değiller. Yani eğitim kurumlarının fiziki şartları bir yanda dursun bu konular daha hayati olmaya başladı. Keşke eğiticiler iyi olsa da okulun dört duvarı bile olmasa!
Bu kadar iÅŸsiz ve kalabalık nüfusa sahip bir ülkede, refahı saÄŸlamak ve istihdamı arttırmak için eÄŸitimsel anlamda yapılacak en gerekli konuyu atlıyoruz: Meslek liseleri. Geçenlerde bir program izlerken, bir liman ÅŸirket müdür şöyle demiÅŸti: “Hanımefendi, biz burada mühendisimizi, avukatımızı, amirimizi, muhasebecimizi, gümrükçümüzü, her istediÄŸimizi buluyoruz da ÅŸu karşıda gördüğünüz vinci kaldıracak nitelikli eleman bulamıyoruz…” Bu ne demektir? Bu, ülkemizde vasıflı eleman yetiÅŸtiremediÄŸizin kanıtıdır iÅŸte. Küçüklükten beri Allah nazardan saklasın hepimiz ‘doktor, mühendis, avukat,’ oluyoruz. Hiç duymadım ben “forklift teknisyeni olacağım” diyenini… İşte burada meslek liselerine verilmesi gereken önemi anlamamız ÅŸarttır. Almanya’da meslek liseleri öğrencileri daha öğrenciyken ayda yaklaşık 2000£- 3600YTL maaÅŸ ile staja baÅŸlıyorlarmış, Almanya’ya konferansa giden bir arkadaşım anlatmıştı. Buna ek olarak da, öğrencilere yabancı dilin önemi de anlatılmıyor. Hele ki meslek liselerindeki öğrenciler ’mesleki yabancı dil’ konusunda mutlaka ama mutlaka iyi bir ÅŸekilde eÄŸitilmelidir.
Son olarak, Milli EÄŸitim Bakanlığı’nın logosunda bile ‘kitap ezberciliÄŸi’ bulunan bir ülkenin vatandaÅŸlarıyız. Önemle, dikkatle ve tez zamanda eÄŸitim sistemimizde iyileÅŸtirmelere gitmemiz, köklü deÄŸiÅŸiklikler yapmamız ÅŸarttır.
“En önemli ve verimli vazifelerimiz milli eÄŸitim iÅŸleridir.
Milli eğitim işlerinde kesinlikle zafere ulaşmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu şekilde olur. Bu zaferin sağlanması için hepimizin tek vücut ve tek düşünce olarak bir program üzerinde çalışması lazımdır. Bence, bu programın iki esaslı noktası vardır:
1- Sosyal hayatımızın ihtiyaçlarına uygun olması
2- Çağın gereklerine uymasıdır. ”
                                                                                    1922, M. Kemal ATATÜRK
|
|
Bunlara da bir göz atın:
|

