Küçük loş bir odada ayaklarını çalışma masasının üzerine uzatmış duruyordu. Militan kanatlarıyla baş parmağının üstünde duran sivrisineğe uzun süre baktı. Sivrisinek eşkalsizdi, şimdi ısırsa bir müddet haber alınamayabilirdi. Onu ağzına aldı.. Sinek zayıftı..Tükürdü ..!
Ben olsam kusacaktım, defalarca tükürecektim;oysa o yalnızca bir kere tükürdü… İnsanoğlunun ruhunu alt eden her türlü zehirden ve tiksintiden bir seferde kurtulmasını çok iyi beceriyordu.
Yalnızca bir kere aşık olmuştu !
Yalnızca bir kere sevişmişti !
Yalnızca bir kere intihar etmişti !
Bir kere hapse girmişti !

Yalnızca bir kere hapisten kaçmıştı !

Kaçış..
Hatırlıyordu…
Gardiyanlara selam verip, hapishane müdürüne biran önce çıkması gerektiğine ve kendilerini bekleyemeyeceğine dair bir not bırakmıştı..
Kaçmak demek doğru mu , aşktan kaçıp aynı zamanda ona koşmak..?
Bilemiyorum en fazla akvaryumdan kaçtım ben.. Kuştüyünden petrol yataklarının üzerinde uyuduğum, cam fanusumun her gün temizlendiği , parmaklıkların jelatinle kaplı olduğu bir akvaryumdan, tek şizofren ben olduğum için kaçtım.. Kolaydı.
yine de kaçmak dediğin biraz gizli saklı ve tehlikeli bir şey olmalıydı..
Oysa o, not bıraktı ve evet.. tam da böyle kaçmıştı kuytusuna çağın. Su döngüsünü fırsat bilip bir gözyaşı daha düşürecekti kalbinin doğasına..
Kaçtıktan sonra bindiği ilk taksi korsan çalışıyordu.nereye gitmesi gerektiğini bilmiyordu.Hangi şehirde olduğunu unutmuştu.Hiç öğrenmemişti.Bir şehir ismi düşündü. Eliyle dikiz aynasına işaret edip,” İstanbul “dedi.
Taksici kontağı kapadı.
Radyo açıktı. Saat sabahın yedi buçuğuydu ve hava kararıyordu. Altından yeryüzü kaymaya başladı. Yerçekimi dünyanın canını yakmaktaydı. Coğrafya hızla kaydı, taksinin altından nice otobanlar , nice devlet yolları , nice hemzemin korkuları geçti.Vakit İstanbul’du.
Yol bitti. Taksici konuştu kahramanın şaşkınlığına bakarak; “korsan taksicilik” dedi
Vergilere atfen birkaç laf daha etti. Dinlenmedi.
Ürktü. Adından bahsedilmemişti. Taksici sesinden onun bir erkek olduğunu düşünüyordu. Oysa metinde hiç belirtilmemişti.
Soluk aldı. Kaçmıştı. Yeni bir Kent ismi bulana kadar buradaydı. Hafızasını yokladı, yardım alması gerekebilirdi. Belki bir gün küçük odasında kafeinden başını kaldırdığı vakit , hapishane müdürü olan babasına sorardı.

-Annemin ismi neydi baba?
-Bilmiyorum adını hiç söylemedi.. Zaten steril ve soğuk ortamlardan korkardı..

Evet korkardı..
Bu fobiye bir ad bulunamadı..
Son mektubunda ameliyathanede bir şehir kurduğunu söylüyordu.
Kapısında girilmez yazıyordu. İçerde olası bir dünya savaşında kullanılmak üzere yeterli dezenfektan vardı. Surları buzdan, yangın merdivenleri naylondan yapılmıştı. Şırıngalarından fışkıran hüzün, toplu ötenazi projelerini ve morfin oruçlarını beraberinde getiriyordu.
Grevler Pazar günü yapılırdı. Etil alkolle trafiğe çıkmak serbestti. Yabancı sigaralar yasaktı..
Kabe’sindeki putlar müslümandı, kağıt oynarlardı . Steril boşluklarını gece gündüz soğuk hava ve kremalı pastayla dolduran klimalar, uzak doğudan geliyordu. Sedyelerden motorlu araç vergisi alınırdı.Yetimhanelerdeki boş kontenjan Yeni Doğan servisinden karşılanıyordu..
Vahiyler sinyal sesinden sonra bırakılırdı. Kutsal kitaplarındaki imla hataları hiçbir zaman giderilemedi. Herkes açtı , ameliyathane dedikleri soğuk, steril ve biraz anaçtı.

Ben de geçtim sularından, ve elbet ikinci sınıf tıp öğrencilerinin girdiği ameliyatlardan..
Aşka dair dikişlerim hep yanlış atıldı, korkardım steril uykulardan,
korkardım hatırlamaktan..
oysa bu saatlerde hatırlamak iyi gelirdi adama
yani sen sevmişsin de , hikaye seni sevmemiş
yani metne birden salak bi şiir tadı gelmiş gibi..
bu hayat, bu aşk ve çeşitli salgılar altında eriyip kaybolan
erimekten ziyade maddenin hiç bilmediğim bir fazına giren ,
girdiği yerde maddeden çok , illegal şüpheler uyandıran bir mülteci gibi
şehrin kadınlarını en ucuz fiyattan soyan düşlerim yoktu..
Hayat, narkotik kelimesi deyince akla gelen ilk memur tipine bunu anlatmak kadar zordu…

Özetle ,
Küldüm, söndüğün ve yandığın..

Samarcande Tragedya