->
Oturma odasının köşesinde bir kutu var. Siyah. İnsanlar var içinde. Konuşuyorlar. Gelen geçen oturuyor başına, başlıyor izlemeye. Bir bakıyorum ki oturmuşum, ben de izliyorum o kutunun içindeki insanları.
Okul çıkışında arkadaşım soruyor: “Ne var bu akşam televizyonda?” Televizyonmuş meğer o kutunun adı.
70li yıllarda, benim yaşım gereği tanık olamadığım günlerde, girmiş televizyon hayatımıza. O zamanlar insanlar ellerinde kumanda, bütün gün zap yapmazlarmış. Sadece bir tane kanal varmış: TRT. Yayını da yararlı, ilgi çekici, izleyene bir şeyler katan cinstenmiş. Ama bir de Turgut Özal Amca varmış. O özel kanalları çıkarmaya başlamış. Daha sonra hızla türemiş zaten özel kanallar. Böylece televizyon yerleşmiş yavaş yavaş her evin oturma odasındaki o köşeye. Gittikçe daha büyük yer kaplamaya başlamış, daha da önemli olmuş. Akşamları insanlar işlerinden, okullarından evlerine dönmüşler. İlk yaptıkları iş televizyonu açmak olmuş. Bütün akşam bakmışlar öyle o kutuya. Düşünmeden, tartışmadan. Sadece izlemişler başka, hatta çoğu zaman sanal hayatları. “Bütün gün çalıştım, yoruldum.” diyerek susturmuşlar vicdanlarını.
Yeri gelmiş bir dizi olmuş izledikleri yeri gelmiş “Ay, yoksa ben evleniyor muyum?” programları. Ya da magazin programlarından ayırt edilemeyen o ana haber bültenleri. Bir de bakmışlar ki unutmuşlar kitap okumayı. Yine vicdanları dürtse de onları, iradelerini kullanıp da kumandayı ellerinden bırakamamışlar. Reklam aralarında yaşamışlar hayatlarını.
Bakıyorum da şimdi. N’apmış bize böyle bu Turgut Özal Amca’nın özel kanalları? Düşünemez olmuşuz sanki. Kitaplara, okumaya zaman ayıramamışız. Hakkını arayan üniversite öğrencilerinin, sendikalı öğretmenlerin dövüldüğünü görmüşüz. “Ama hak nedir?” biz çoktan unutmuşuz. Tek etken televizyon değilmiş elbette ki. Zaten 12 Eylül’den sonra öyle bir uykuya dalmışız ki yıllar geçmiş biz hala uyanamamışız.
Deniz
|
|
Bunlara da bir göz atın:
|
-
Kagan Sen 12 Ocak, 2008 , 2:04 am
-
nalan 13 Ocak, 2008 , 12:46 am

