önce beşer beşer yüze kadar
sonra ikiÅŸer ikiÅŸer ona
ve sonra kaça kadar sayabiliyorsak işte..
zihnimin dolambaçlı odalarında oynanan bir saklambac oyununda
önüme arkama saklanandın sen..
Sobelendim..
takma dişlerin yokluğunda anlatılan kurbağa masalları gibiydi
söylediklerin..

isyanımı yoktan var etmiştin
bastırmalıydım..
orjinaline uygun yaktım Roma’yı olmadı,
ters binemedim bir yılkıya..
Sahra’yı soktum araya,elçiler gönderdim Asya’ya..
Urduca’yı bile denedim ben yemin ederim..!

çaresiz, her osmanlı erkeği gibi dayandım Viyana kapılarına
tamam belki cinlerimle barıştıramadım coğrafyanı,
ve tarih bilgim yetmedi surlarının kalınlığını anlamaya..
karanlıklarla savaştım şehri almak umuduyla,
yapamadım..
en hamarat şah damarınla bozgunlar pişirdin ordularıma..!

hayyam sarhoÅŸtu,
attila resim yaparak ölmeyi umuyordu çocukluğunda..
sense çoktan hemoglobinle badanalamıştın zindanlarını esirlerin için..
yetiÅŸemedim..
engel olamadım heykeltraş tarafına
bilendim! yontuldum! ürkütüldüm sevgilim..
mabedimi yıkıp, yerine kendikini diktin,
katı misyonerdin..

bu sıradan kalem elimde şimdi
bir tek Tanrı var bana inanan,
aslında bu kalemdi bizzat Meryem’i hamile bırakan..
Cebrail baba deÄŸil midir
elçilere bilmediklerini yazdıran..?

bak hazır Sonbahar da yetişmişken,
sade bir törenle mürekkepte vaftiz ediyoruz ismini..
o sıra aşktan bahseden birtek ikimiz varız.
elinin ayarını kaçıran
afro-amerikan bir cellat oysa Sonbahar..!

- Sahrasia..!
-..?
- Geçici olarak affet,Lethe’ye çok yolumuz var..

Men pesend kartıy hon..

Samarcande Tragedya

KaÄŸan Åžen