<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fikir Ağacı</title>
	<atom:link href="http://www.fikiragaci.net/fikir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fikiragaci.net/fikir</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 16 May 2012 20:53:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Sultanı Öldürmek ve Ahmet Ümit polisiyesi</title>
		<link>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/sultani-oldurmek-ve-ahmet-umit-polisiyesi/</link>
		<comments>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/sultani-oldurmek-ve-ahmet-umit-polisiyesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 18:51:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Levent Utku Öz</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR & SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Ümit]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>
		<category><![CDATA[polisiye]]></category>
		<category><![CDATA[Sis ve Gece]]></category>
		<category><![CDATA[sultanı öldürmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiragaci.net/fikir/?p=467</guid>
		<description><![CDATA[Ahmet Ümit, ilk romanı &#8221;Sis ve Gece&#8221; yi yazdığında edebiyat dünyasını sarsan, o günden bu yana da ilgi gören bir yazar. Edebiyat piyasasında kalemiyle geçinen birkaç kişiden biri. Peki neden bu kişiler arasında Ahmet Ümit, gördüğü ilginin sebepleri nelerdir? Kanımca bu sebeplerden biri; yerli polisiye roman eksikliğini iyi analiz etmiş ve hakkıyla doldurmuş olması. Türkiye&#8217;de polisiye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet Ümit, ilk romanı &#8221;<em>Sis ve Gece&#8221; </em>yi yazdığında edebiyat dünyasını sarsan, o günden bu yana da ilgi gören bir yazar. Edebiyat piyasasında kalemiyle geçinen birkaç kişiden biri. Peki neden bu kişiler arasında Ahmet Ümit, gördüğü ilginin sebepleri nelerdir?</p>
<p>Kanımca bu sebeplerden biri; yerli polisiye roman eksikliğini iyi analiz etmiş ve hakkıyla doldurmuş olması. Türkiye&#8217;de polisiye yazarlığı pek ilgi görmese de, yerli polisiye romana ciddi bir talep olduğu, Ahmet Ümit&#8217;in eserlerinin gördüğü ilgiyle açığa çıktı. Bunun yanı sıra, bu eserler kesinlikle sadece polisiye değil. Polisiye kurgunun yanı sıra, <em>Sis ve Gece</em>&#8216;de gördüğümüz gibi kuvvetli bir aşk hikayesi; <em>Kar Kokusu</em>&#8216;nda gördüğümüz gibi ideolojik, konjonktürel saptama ve değişimler;<em> Kukla</em>&#8216;da gördüğümüz gibi ülke yakın tarihine damga vurmuş olaylar, <em>İstanbul Hatırası</em> ve <em>Bab-ı Esrar</em>&#8216;da gördüğümüz gibi yoğun tarihi ögeler ve son romanı <em>Sultanı Öldürmek</em>&#8216; te gördüğümüz gibi tarihin yanı sıra psikolojik derinlikler ana kurguya eşlik ediyor. Özellikle aşk ve tarih alanındaki kuvvetli alt kurgular, romanın talebini oldukça artırıyor. Bunların üstüne toplumun her kesimini temsil eden zengin çeşitlilikte yan karakterler de eklendiğinde; Ahmet Ümit polisiyesi, hak ettiği saygınlığı her yeni romanla biraz daha artırıyor.</p>
<blockquote><p>Biri, sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız? (1)</p></blockquote>
<p>Bu satırlarla başlıyor Ahmet Ümit&#8217;in yeni romanı <em>Sultanı Öldürmek</em>. Bu sözlerin sahibi, vazgeçmiş, kaybetmiş bir tarih profesörü; Müştak Serhazin. <em>Şahane bir aşk harcanmış bir hayat demektir </em>sözünü yaşantısıyla doğrulayan bir adam. Aynı zamanda bir psikojenik füg hastası, yani çok büyük mutluluklar veya üzüntülerle karşılaştığında, beyni o anları siliyor, o anlarda bilinçsiz bir şekilde hareket ediyor ve ne yaptığını hatırlamıyor.</p>
<p><a href="http://www.fikiragaci.net/fikir/wp-content/uploads/sultanioldurmek1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-490" title="sultanioldurmek" src="http://www.fikiragaci.net/fikir/wp-content/uploads/sultanioldurmek1.jpg" alt="" width="200" height="336" /></a>Perde bu bedbaht tarihçinin uğruna hayatını harcadığı aşkıyla ve onun boynuna saplanmış, sapında gümüşten bir Fatih tuğrası bulunan bir mektup açacağıyla açılıyor. Bu mektup açacağı kahramanımızın hediyesi, yıllar önce aynısından iki tane almış; biri kendine, biri aşkına.</p>
<p>Fail-i meçhul bir cinayet. Fatih Sultan Mehmed&#8217;i ve Osmanlıda baba katlini araştıran bir tarihçinin şüpheli ölümü. Hayatını aşkı için harcamış, öfkeli, çaresiz bir adam. Psikojenik füg. <em>Tarih geçmişte yaşananlar mıdır yoksa tarihçilerin anlattıkları mı</em> sorusu. İki karanın ve iki denizin hakimi Fatih Sultan Mehmed, babası II. Murad, şehzadeleri Cem sultan, II. Bayezid, Kardeş Katli Fermanı, Çandarlı Halil, Zağanos Paşa, Şahabeddin Paşa, Molla Gürani, İmparator Konstantin, Grandük Notaras, Giustaniani, Dostoyevski, Baba Katilliği, Tolstoy, Kroyçer Sonat, Freud ve diğerleri. Vazgeçmiş bir tarihçi ve asla vazgeçmeyecek bir aşığın psikolojik rahatsız iç hesaplaşmaları.</p>
<p>Sultanı Öldürmek, tarihi ve psikolojik derinliğiyle alıp götüren, gizemli, kalitesiyle takipçilerini şaşırtmamış, gelecek roman için beklenti çıtasını yükseltmiş bir Ahmet Ümit romanı. Lafın sonunda küçük de bir eleştiri yapalım, kitabın bir bölümünde İstanbul&#8217;un fethi karakterlerin ağzından ayrıntılı bir biçimde anlatılıyor, bu süreci bilen biri için biraz sıkıcı olabilir, zira bir yandan fethi anlatırken bir yandan tempoyu düşürmemek elde değil. Ama sağlam bir araştırmayla hazırlanmış bu anlatım okuyucusuna mutlaka bir şeyler katacaktır. Genel olarak romanı değersizleştiren değil aksine değerini artıran bir bölüm. Nithekim, <em>Sultanı Öldürmek</em>, kendisine harcanan zamana kesinlikle hak eden, değerli bir polisiye, edinin, okuyun.</p>
<p><em>KAYNAKÇA</em></p>
<p>1) SULTANI ÖLDÜRMEK; AHMET ÜMİT; ROMAN, EVEREST YAYINLARI, NİSAN 2012</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/sultani-oldurmek-ve-ahmet-umit-polisiyesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet Tiyatroları Özelleştirilebilir Mi?</title>
		<link>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/devlet-tiyatrolari-ozellestirilebilir-mi/</link>
		<comments>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/devlet-tiyatrolari-ozellestirilebilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 15:29:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Işılar</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR & SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[başbakan]]></category>
		<category><![CDATA[devlet tiyatroları]]></category>
		<category><![CDATA[ibbşt]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>
		<category><![CDATA[özelleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[şehir tiyatroları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiragaci.net/fikir/?p=453</guid>
		<description><![CDATA[Siz kimsiniz? Bu ülkede tiyatro sizin tekelinizde mi?(1) diyerek sanatçılara yüklenen Erdoğan, bu konuşmasının devamında tiyatroların özelleştirileceğini söyledi ve büyük bir tartışmanın fitilini ateşlemiş oldu. Bu noktada bu yazıyı yazmak da, bu tartışmaya müdahil olup fikir söylemek de her daim için &#8220;siz kim oluyorsunuz?&#8221; sualine maruz kalmak anlamına gelebilir; ancak bu durum hiçbir zaman düşünmeye ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Siz kimsiniz? Bu ülkede tiyatro sizin tekelinizde mi?<span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(1)</span></a></span></p></blockquote>
<p>diyerek sanatçılara yüklenen Erdoğan, bu konuşmasının devamında tiyatroların özelleştirileceğini söyledi ve büyük bir tartışmanın fitilini ateşlemiş oldu.</p>
<p>Bu noktada bu yazıyı yazmak da, bu tartışmaya müdahil olup fikir söylemek de her daim için &#8220;siz kim oluyorsunuz?&#8221; sualine maruz kalmak anlamına gelebilir; ancak bu durum hiçbir zaman düşünmeye ve fikir söylemeye  karşı bir duvar oluşturamaz.<span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(2)</span></a></span></p>
<p>Sayın Başbakan gelişmiş ülkelerde &#8220;devlet eliyle tiyatro olmaz&#8221; dese de, gelişmiş ülkelerde devletin her koşulda tiyatroları desteklediğini görmek mümkün. Devlet Tiyatrolarının ya da şehir tiyatrolarının benzerleri, Avrupa ülkelerinin kendine has modelleri içinde karşılık buluyor; ancak bu durum hiçbir zaman devletin tiyatroya olan desteğini kesmesi anlamına gelmiyor. Aksine devlet, İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya, İsveç, Rusya, Hollanda, İtalya gibi ülkelerde tiyatroya olan  desteğini masrafların %60&#8242;ının altına inmeyecek şekilde sürdürüyor.<span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(3)</span></a></span></p>
<p>Tüm bu maddi destek sürerken oyunların içeriğinin devlet ya da bürokratlar tarafından belirlenmemesi, tiyatronun özerk yapısının zedelenmemesi husunda, bahsettiğim bu devletler oldukça dikkatli davranıyor.<span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(4)</span></a></span></p>
<p>Tiyatro tarihinden ders alınması gereken bazı olaylar söz konusu. Örnek vermek gerekirse Nazi Almanyası döneminde Hitler, tiyatroları bir propaganda aracı olarak görmüş bu sebeple kendi görüşünü benimsetmek üzere oyunlar sahneye koymuş, kendisine muhalif olan sanatçılara ise soruşturma başlatmıştır. Savaş sonrası bu trajik durumdan ders alan Almanya, günümüzde &#8220;sanat özgürlüğü&#8221;nü Anayasasının 5. maddesiyle güvence altına almıştır.<span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(4)</span></a></span> Bu mantık çerçevesinde düşünecek olursak bir sanatçının &#8220;hem belediyeden maaş alıp hem de devleti eleştirmesi&#8221; gayet tabii bir olaydır.<span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(5)</span></a></span></p>
<blockquote><p>Devlet-Tiyatro İlişkisi’ kitabının yazarı Doç. Tahsin Konur, medeniyet tarihinin “devlet eliyle tiyatro olmaz” diyenleri yalanladığını vurgularken, “Bu sözün altı tamamen boş” diyor.<span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(6)</span></a></span></p></blockquote>
<p>Peki niçin böyle? Cevap gayet basit. Bu noktada tiyatronun bir kamu hizmeti olduğunu unutmamak gerekir. Tiyatro zaten halktan alınan vergilerle finanse edilir ve toplumun en ücra köşelerine dahi hem klasikleri hem de sanatın diğer kollarını götürmeyi hedefler.</p>
<p>Tiyatro ticari anlamda bakıldığında zarar eden bir kurumdur. Tiyatroya bir işletme gibi bakmak anlamsız olacaktır. Zira tiyatrolardan kar etmesi beklenemez. Olası bir özelleştirme modelinde rekabet içine girecek olan tiyatroların, gişe yapacak oyunları sahneye koyacak olması ise ister istemez &#8220;tiyato felsefesine&#8221; ve sanat anlayışına zarar verecektir. Bu manada tiyatroları özelleştirip, devletin istediği oyunlara sponsorluk sağlaması, gerçek özgürlük ortamını oluşturmayacak, aksine desteklenmeyen tiyatroların ölümüne yol açacaktır.</p>
<p>Tüm bu fikirlerden sonra, tiyatro özelinde, sanatın ve sanatçının ötekileştirilmesi ve hedef gösterilmesi yerine, desteklenmesi ve teşvik edilmesi anlamlı olacaktır. İcra edilen sanatta yergi veya övgü olsun, devletin bu noktada mesafesini koruyup sanatın evrensel niteliklerini güvencesi altına alması gereklidir.</p>
<p id="kaynak">&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>1- <a href="http://www.youtube.com/watch?v=YaSpgvlHq-o" target="_blank">Başbakan Erdoğan 29 Nisan 2012 Gençlik Kolları 3. Olağan Kongresi Konuşması</a></p>
<p>2- <a href="http://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2011.pdf" target="_blank">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 26. Madde</a></p>
<p>3- <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;ArticleID=1086552&amp;CategoryID=41" target="_blank">Tiyatrolar dünyada nasıl destekleniyor? (01.05.2012) | Elif Ekinci</a></p>
<p>4- <a href="http://tvarsivi.com/erman-mertturk-ile-almanyada-devlet-tiyatro-iliskisi-ile-ilgili-konusuluyor-30-04-2012-izle-i_2012040954797.html" target="_blank">Devlet &#8211; Tiyatro İlişkisi | 5N1K</a></p>
<p>5- <a href="http://www.scribd.com/hsencan/d/51218711-Alman-Anayasas%C4%B1" target="_blank">Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası 5. Madde</a></p>
<p>6- <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;ArticleID=1086784&amp;CategoryID=41" target="_blank">Tiyatronun özelleştirme modeli yok (03.05.2012) | Yurdagül Şimşek</a></p>
<p>7- <a href="http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/1029/12457.pdf" target="_blank">Cumhuriyet Döneminde Devlet Tiyatro İlişkisi | Tahsin Konur</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/devlet-tiyatrolari-ozellestirilebilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Medeni Bilgiler &#8211; Mustafa Kemal Atatürk</title>
		<link>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/medeni-bilgiler-mustafa-kemal-ataturk/</link>
		<comments>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/medeni-bilgiler-mustafa-kemal-ataturk/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 May 2012 22:39:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fikir Ağacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAPLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiragaci.net/fikir/?p=438</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/medeni-bilgiler-mustafa-kemal-ataturk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nutuk &#8211; Mustafa Kemal Atatürk</title>
		<link>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/nutuk-mustafa-kemal-ataturk/</link>
		<comments>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/nutuk-mustafa-kemal-ataturk/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 May 2012 22:35:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fikir Ağacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAPLIK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiragaci.net/fikir/?p=434</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/nutuk-mustafa-kemal-ataturk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Demokrasi Adamı: İsmet İnönü</title>
		<link>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/bir-demokrasi-adami-ismet-inonu/</link>
		<comments>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/bir-demokrasi-adami-ismet-inonu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 May 2012 21:25:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Işılar</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[TEORİ]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[çok parili rejim]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet halk partisi]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[inönü]]></category>
		<category><![CDATA[ismet inönü]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>
		<category><![CDATA[milli şef]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiragaci.net/fikir/?p=349</guid>
		<description><![CDATA[Yepyeni bir Türkiye&#8217;nin her sahada temellerini atmak, elimize geçen emaneti yüz akı ile yeni kuşaklara devretmek tek amacımız olmuştur. İsmet İnönü Hakkında birçok polemik bulunan, adeta bir dönemin günah keçisi ilan edilen bir lider İsmet İnönü. Garp cephesinde askeri dehasını, Lozan&#8217;da diplomatik zekasını, Milli Şef döneminde ise otoriter devlet adamı karakteri gösteren bir lider. İsmet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Yepyeni bir Türkiye&#8217;nin her sahada temellerini atmak, elimize geçen emaneti yüz akı ile yeni kuşaklara devretmek tek amacımız olmuştur.</p>
<p>İsmet İnönü</p></blockquote>
<p>Hakkında birçok polemik bulunan, adeta bir dönemin günah keçisi ilan edilen bir lider İsmet İnönü. Garp cephesinde askeri dehasını, Lozan&#8217;da diplomatik zekasını, Milli Şef döneminde ise otoriter devlet adamı karakteri gösteren bir lider. İsmet İnönü&#8217;nün çok yönlü kişiliği içinde, polemik yaratmak isteyen yahut karalama amacı güden insanların kaybolduğunu görmek mümkün. Bir ülkenin kuruluşu, o ülkenin kalkınması ve akabindeki siyasi durum için 50 yılını vermiş bir insanı, 5&#8242;er yıllık periyotlarla yaftalayıp lanetlemek  ne acı.</p>
<p><img class="alignleft" src="http://www.fikiragaci.net/fikir/wp-content/uploads/ataturk-inonu-fikiragaci.jpg" alt="" width="299" height="225" /></p>
<p>1917 yılından beri, Atatürk ile olan dostluğu boyunca her dönemde onun yanında bulunmuş olan İsmet Paşa, her ilerici atılım ile kurucu düşüncenin adamlarının bir bir eksilmesine karşın, yüksek fikirleriyle ve ileri görüşüyle Atatürk&#8217;ün en yakınında bulunabilmiş bir devlet adamı. Tüm bu özellikleri sayesinde modern Türkiye&#8217;nin ikinci adamı, milli şefi olmuştur. Atatürk&#8217;e olan bu yakınlığı yeri geldiğinde onun karizmasını kullanarak siyasi rakiplerini mağlup etmeye yaradığı gibi, zamana göre, Atatürk&#8217;e ve kurucu anlayışa saldırmanın bir yolu olarak görülmesine de neden olmuştur İsmet Paşa&#8217;nın. Maksat bu olunca, haliyle tüm bu karalama kampanyaları haksızlıklar ve iftiralarla dolu.</p>
<p>Şu noktayı görmezden gelmemek gerekiyor ki İsmet Paşa&#8217;nın en çok haksızlığa uğradığı konu &#8220;demokrasi&#8221;. Üstelik kendisi bir övünç kaynağı olarak &#8220;benim en büyük iki eserim: köy enstitüleri ve çok partili rejim&#8221; diyorken. <span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(1)</span></a></span></p>
<p>Çok partili rejim cumhuriyetin ilk yıllarından beri büyük bir özlemle hayal ediliyordu. Bu maksatla 1924 anayasasının da sağladığı olanakla kurulan Terakkiperver Fırka, tutucu karakteri ile karşı-devrimcilerin ilgi odağı olmaya yüz tuttu. Olgunlaşmamış bir demokrasinin tarih sayfaları arasına karışan bir ürünü oldu. Sonraki 5 yıl yapılan devrimlerin tabana yayılması ve demokrasi bilincinin oturması maksadıyla adeta bir kuluçka dönemi olarak geçti. 1930 yılına gelindiğinde yeni bir çok partili rejim denemesi için düğmeye basıldı. Hükümetin demiryolu politikasını eleştirerek siyasete başlayan Serbest Fırka kuruldu. Etkisi tüm dünyada hissedilen 1929 buhranı sonrası zarar görenler ve gericiler fırka bayrağı altında birleştiler. Olaylar kısa zamanda çığırından çıktı ve durumun varabileceği noktadan ürken Fethi Okyar partiyi feshetti.  <span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(2)</span></a></span></p>
<blockquote><p>Terakkiperver ve Serbest Fırka olayları Devrim yapılırken ve belirli bir mesafe alınmadan çok-partililiğin pek sağlıklı işlemediğini gösteriyordu. Zaten 1930&#8242;lu yıllar artık Avrupa&#8217;da demokrasi rüzgarlarının değil, dikta rüzgarlarının estiği bir dönem olacaktı. 1945&#8242;e kadar da II. Dünya Savaşı yıllarıdır. 1945&#8242;te yeniden demokrasi rüzgarları esince Türkiye buna uygun davranacaktı. <span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(2)</span></a></span></p></blockquote>
<p><img class="alignright" src="http://www.fikiragaci.net/fikir/wp-content/uploads/inonu-fikiragaci.jpg" alt="" width="217" height="336" />Ülkenin her alanda kalkınması maksadıyla yapılan ekonomik ve sosyal yenilikler ve akabinde ortaya çıkan İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın o yoğun tempolu günlerinden sonra o güne dek başarısız olunan çok partili rejim düşüncesi tekrar ortaya çıktı. Ayrıca Atatürk&#8217;ün ölümü sonrası oluşan iktidar boşluğunun yarattığı infialin geride kaldığını, İnönü&#8217;nün bu noktada gücü elinde bulundurduğunu ve büyük bir ustalıkla ülkeyi yönettiğini belirtmek gerekir. Dünya savaşı sonrası oluşan konjonktürün daha demokratik bir dünya olduğu açıktı. 15 yıldır hasretle beklenilen çok partili rejim için bu rüzgar kullanılabilirdi. Parti içinde halihazırda bir muhalefet vardı. Özellikle toprak reformu konusunda Aydın&#8217;ın büyük toprak sahiplerinden olan Adnan Menderes, yasa görüşülürken ağır eleştiriler getiren milletvekillerinin başında geliyordu.</p>
<p>İnönü 19 Mayıs 1945 Gençlik ve Spor Bayramı mesajında &#8220;halk iradesinin&#8221; geliştirileceğini müjdeliyordu. Bu yakın bir zamanda çok partili rejimin gerçekleşeceğinin sinyaliydi adeta. Bu demokrasi rüzgarından güç alan ve CHP içindeki muhalif kesimde bulunan milletvekillerinden Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Refik Koraltan, 7 Haziran 1945 günü CHP grubuna &#8220;Dörtlü Takrir&#8221; diye tanınmış olan bir önerge verdiler. Önerge reddedildi. Bu hamle önceki çok partili rejim denemelerinden ürkmüş olan ve yeni bir parti kurmaya yanaşmayan milletvekillerinin, onlara yeni bir parti kurmalarından başka çare olmadığını göstermek adına bilinçli olarak verilmiş bir karar olarak nitelendirilebilir.</p>
<blockquote><p>Dörtlü Takririn reddedilmesinden sonra Adnan Menderes ve Fuat Köprülü, Vatan gazetesinde demokratikleşmeyi savunan muhalif yazılar yazmaya başladılar. CHP bu davranışı parti disiplinine aykırı bularak bu ikisini üyelikten çıkarttı (21 Eylül). Bayar&#8217;ın iki arkadaşına verdiği desteği göstermek üzere seçtiği davranış, henüz parti kurma konusunda ikna olmadığını gösterir. CHP&#8217;den değil, milletvekilliğinden istifa etti (28 Eylül). Bu, kendisini yüksek bir maaştan yoksun bırakan bir davranıştı. Fakat İnönü ısrarını sürdürüyordu. 1 Kasım 1945&#8242;te TBMM&#8217;yi açış söylevinde, açıkça, ülkenin bir muhalefet partisine olan gereksinimini dile getirdi. Oysa Temmuz başında Müteahhit Nuri Demirağ tarafından kurulmuş bulunan Milli Kalkınma Partisi vardı. Fakat Demirağ tutucu bir kişi olduğundan, İnönü o partiyi görmezlikten geliyordu. Artık Bayar&#8217;ın da aklı yatmaya başlamıştı. 1 Aralıkta parti kuracaklarını açıkladı. 3 Aralıkta CHP&#8217;den istifa etti. Ertesi gün İnönü&#8217;nün yemek çağrısına gitti ve görüştüler. <span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(2)</span></a></span></p></blockquote>
<p>Demokrat parti kurulduktan sonra yapılan 1946 seçimleri, yargı denetimine açık olmaması ve açık oy gizli sayım usulü ile yapılmış olması nedeniyle sıkıntılı bir seçimdi. 1950 yılına gelindiğinde ise durum daha farklıydı. 1950 seçimleri sonucunda DP sandıktan birinci parti olarak çıktı. Bu durum o günün şartlarında DP&#8217;nin dahi beklemediği bir başarıydı. Bu noktada herkes İsmet İnönü&#8217;nün nasıl bir tavır alacağını beklerken o bu mağlubiyeti &#8220;en büyük zaferi&#8221; olarak nitelendirdi. <span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(3)</span></a></span> Sonunda çok partili rejim uygulamadaydı.</p>
<p>Seçim sonuçlarından herkes bu denli memnun değildi. Nitekim bazı güç odaklarının yasadışı tekliflerine İsmet Paşa&#8217;nın verdiği yanıt açıktı.</p>
<blockquote><p>1950 seçimi sonrası İsmet İnönü’ye kadar gidip &#8220;iktidarı bunlara vermeyelim, müdahale edelim&#8221; diyenlere İsmet Paşa &#8220;olmaz&#8221; demiştir. <span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(4)</span></a></span></p></blockquote>
<p>Bırakın bu anti-demokratik tavrın reddedilmesini, buna ek olarak gayet net ve müsterih bir tutum ile</p>
<blockquote><p>1950 senesini; memleketin yüz seneden beri hasretini çektiği yeni hayat tarzını, yüreğimiz ümit ve iftiharla dolu olarak seçmiş bulunuyoruz.</p></blockquote>
<p>diye tanımlıyor İsmet Paşa kendi özgeçmişini yazarken.<span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(5)</span></a></span></p>
<p><center><img src="http://www.fikiragaci.net/fikir/wp-content/uploads/inonu2-fikiragaci.jpg" alt="" /></center>Henüz çoğulcu demokratik sistem mevcut değilken, bu noktada şunu gözden kaçırmamak gerekiyor ki, iktidarın bütün olanakları elindeyken özgür seçimlere giden, dahası bu seçimlerdeki mağlubiyetinin ardından büyük bir demokratik olgunlukla iktidarı devredip muhalefete geçen bir liderin dünyada emsali var mıdır emin değilim.</p>
<p>Daha fazla demokrasi vaadiyle iktidara gelen Demokrat Parti, iktidarının ilerleyen yıllarında muhalefete karşı tahammülsüz bir karakter edindi. İktidar-muhalefet ilişkilerinin daha önce tecrübe edilmemiş olması yahut Menderes&#8217;in İnönü konusundaki takıntısı ilişkilerin bu denli gerilmesinin nedeni olabilir. <span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(6)</span></a></span> Bu gerilim her haliyle meclise de yansımaktaydı. İktidarın her türlü muhalefete, özelde de CHP&#8217;ye karşı demokratik olmayan tavrı bu dönemde farklı örneklerle açıklanabilir. Sözü edilen dönemde DP örgütlerinin CHP&#8217;yi nefes alamayacak kadar sıkması, İnönü&#8217;nün Uşak&#8217;a girmeden yolunun kesilip şehre sokulmaması ve taşlanması, CHP&#8217;nin mallarına el konulması, muhalif gazete ve diğer yayın organlarının kapatılması, son olarak da meclis üstü yetkilerle donatılan Tahkikat Komisyonu&#8217;nun kurulması ve muhalefet milletvekillerini meclisten tasfiye çalışmalarına girişilmesi örnekler arasında sayılabilir. Tüm bu yaşananlar sırasında dengeli tavrını ve mütevazi karakterini koruyan İnönü konuşmalarında ve eylemlerinde hiçbir zaman demokrasinin evrensel çizgileri dışına çıkmamıştır. Yapılanlara rağmen sakinliğini bu denli koruyabilmiş bir lider görmek tarih sahnesinde çok da sık rastlanan bir durum değildir. <span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(7)</span></a></span></p>
<blockquote><p>İsmet İnönü ve CHP, Adnan Menderes ve partisine uygulamaya başladıkları baskıcı politikalar hususunda sık sık uyarılarda bulundular.İsmet İnönü, Menderes&#8217;in eleştirilere tahammülsüzlüğünün ve muhalefete karşı takındığı üslubun demokrasilere uygun olmadığını, ve bu davranışların terk edilmesinin ülkenin geleceği için daha iyi olacağını her fırsatta dile getirdi. Ayrıca İnönü, DP’nin politikalarını mutlakiyete bir geri dönüş olarak değerlendirmiş ve Ulus ve Dünya gazetelerinde yayımlanan yazılarında DP’yi, Menderes’i ve onları destekleyenleri, gidişatın tehlikeli olduğu ve sorumluluklarının farkına varmaları konusunda uyarmıştı. 1957 yılında CHP, Hürriyet Andı adı verilen bir bildiri yayımladı. CHP, bu antta, hukuk devletine ve milletin iradesine engel olmak isteyenlere karşı savaş başlattığını açıkladı.1959 yılında CHP İlk Hedefler Bildirisi adıyla bir bildiri yayımladı.Bu bildiri, DP’nin neden olduğu baskıcı ortamdan kurtulmak ve gelecekte bu gelişmeleri bir daha yaşamamak için çare olarak düşünülen ilkeleri ve önerileri içermekteydi. Aynı zamanda, bu bildiri DP iktidarının hürriyetler ve haklar konusunda ne gibi kısıtlamalar yaptığının da göstergesiydi. <span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(8)</span></a></span></p></blockquote>
<p>Tüm bu olan bitenleri gözardı edip, İnönü, tahkikat komisyonundan aldığı 12 celse katılım yasağının ardından &#8221;Biz demokratik bir rejim kurduk; bu demokratik rejimi istikametinden ayırıp baskı rejimi haline götürmek tehlikeli bir şeydir. Bu yolda giderseniz sizi ben bile kurtaramam&#8221; sözü ve akabinde sarf ettiği &#8221;Şartlar oluştuğunda halklar için ihtilal meşru bir haktır&#8221; söylemi nedeniyle &#8220;Darbeci&#8221; olarak itham edilmektedir. Oysaki özgürlükleri kısıtlanmış, muhalif kanadı susturulmuş, yayın organları baskı altına alınmış bir milletin verebileceği bu reaksiyonu dile getirmekten ve bu hususta iktidarı uyarmaktan daha tabii ne olabilir? <span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(9)</span></a></span></p>
<p><img class="alignleft" src="http://www.fikiragaci.net/fikir/wp-content/uploads/inonu3-fikiragaci.jpg" alt="" width="333" height="218" />Her ne kadar gidişatın bir darbeye doğru olduğu artık ufukta görülmeye başlandıysa da, bu duruma kucak açmak mantıklı olamazdı. Demokrasinin ve çok partili rejimin tüm aksaklıklarına rağmen geldiği nokta ortadaydı. Oluşabilecek bir infial ile tüm bu kazanımlar çöpe gidebilirdi.</p>
<blockquote><p>İsmet İnönü, 1960 darbesi öncesi ve sonrası açıklamalarında, askeri darbelerin ve yönetimlerin, demokrasi ve ülkelerin gelecekleri açısından ne kadar zararlı süreçler oldukları gerçeğinin altını çizdi. Darbeden sonra İnönü’nün tutumu ise bir an önce demokrasiye geri dönülmesi yönündeydi. <span style="color: #c0c0c0;"><a href="#kaynak"><span style="color: #c0c0c0;">(10)</span></a></span></p></blockquote>
<p>Darbe sonrası 1962 &#8211; 1963 yıllarında İnönü, koalisyon hükumetlerinde yaşanılan Talat Aydemir&#8217;in darbe girişimi üzerine adeta demokrasiyi ve meclisi korumak maksadıyla kendisini siper etmiştir. Bu dönemde &#8220;devletin üç beş çapulcuya teslim edilemeyeceği&#8221; sözü ve darbe sonrası Aydemir&#8217;in infazı lehine oy kullanılması, İnönü&#8217;nün demokrasiye yasadışı müdahaleler konusunda ne kadar kararlı bir duruşa sahip olduğunun göstergesidir.</p>
<p>Sonuç olarak Modern Türkiye&#8217;nin kuruluşundan bu yana büyük emeği geçmiş olan İsmet İnönü&#8217;nün, dünya standartlarında bir demokratik ve çoğulcu düzen için verdiği çabalar, çok partili rejime geçiş denemelerindeki kilit rolü ve muvaffak olmak için harcadığı emek yadsınamaz bir gerçektir. İki büyük hizmetinden biri olarak gördüğü &#8220;çok partili rejime&#8221; kastetmek isteyen her türlü yasadışı girişimin karşısında olan İnönü bu anlamda hem milli mücadele kahramanı karizmasını, hem de yüksek tecrübeli devlet adamı olma özelliğini kullanarak adeta sonraki hükümetler için demokrasi dersleri vermiştir.</p>
<p id="kaynak">
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>1- <a href="http://www.ismetinonu.org.tr/index.php/cumhurbaskanligi-yillari/ilkogretim-seferberligi-ve-koy-enstituleri/ismet-inonu-ve-koy-enstituleri" target="_blank">İsmet İnönü ve Köy Enstitüleri | Prof. Dr. Seçil Karal Akgün</a></p>
<p>2- <a href="http://www.ismetinonu.org.tr/index.php/cok-partili-duzene-gecis" target="_blank">Çok Partili Düzene Geçiş | Prof. Dr. Sina Akşin</a></p>
<p>3- <a href="http://www.gercekgundem.com/?p=368939" target="_blank">İsmet İnönü bugünleri görse&#8230; (04.05.2011) | Gerçek Gündem</a></p>
<p>4- <a href="http://haber.gazetevatan.com/Bir_daha_darbe_meselesi/230293/4/Haber" target="_blank">Bir daha “darbe” meselesi (28.03.2009) | Okay Gönensin</a></p>
<p>5- <a href="http://www.ismetinonu.org.tr/index.php/kendi-agzindan-ozgecmisi" target="_blank">Hayat Hikayemin Özeti | İsmet İnönü</a></p>
<p>6- <a href="http://www.siyaz.net/menderese-ovgu-inonuye-sovgu-i/" target="_blank">Menderes’e Övgü İnönü’ye Sövgü (13.12.2010) | Sezgin Öztürk</a></p>
<p>7- <a href="http://boludayenihayat.com.tr/yener-bandakcioglu/sizi-ben-bile-kurtaramam-ismet-inonu.html" target="_blank">Sizi ben bile kurtaramam (14.03.2011) | Yener Bandakçıoğlu</a></p>
<p>8- <a href="http://www.ismetinonu.org.tr/index.php/ana-muhalefet-liderligi" target="_blank">Ana Muhalefet Liderliği | İnönü Vakfı</a></p>
<p>9- <a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14647203.asp" target="_blank">Sizi ben bile kurtaramam (07.05.2010) | Yalçın Bayer</a></p>
<p>10- <a href="http://www.ismetinonu.org.tr/index.php/27-mayis-ihtilali-ve-sonrasi/102-askeri-girisimler-ve-darbeler-karsisindaki-tutumu" target="_blank">Askeri Girişimler ve Darbeler Karşısındaki Tutumu ve Türkiye&#8217;de Ortak Hükümetler Dönemi | İnönü Vakfı</a></p>
<p>11- <a href="http://www.ismetinonu.org.tr/index.php/ismet-inonu" target="_blank">İsmet İnönü Hayatı | İnönü Vakfı</a></p>
<p>12- <a href="http://www.kemalistler.org/devlet-adami-ismet-inonu.html/" target="_blank">Devlet Adamı İsmet İnönü (27.12.2010) | Dr. Alev Coşkun</a></p>
<p>13- <a href="http://turkiyeturizm.com/author_article_print.php?id=20" target="_blank">Demokrasimizin kuruluşu ve İsmet İnönü | Şaban Ali Yaşaroğlu</a></p>
<p>14- <a href="http://vimeo.com/29896126" target="_blank">İsmet Paşa Belgeseli | Can Dündar</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/05/bir-demokrasi-adami-ismet-inonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nasıl Bir Dünya Düzeni?</title>
		<link>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/04/nasil-bir-dunya-duzeni/</link>
		<comments>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/04/nasil-bir-dunya-duzeni/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 17:03:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ceren Demiröz</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[arap baharı]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Küreselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[yeni dünya düzeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiragaci.net/fikir/?p=327</guid>
		<description><![CDATA[Gelinen yüzyılda adından sıklıkla bahsedilen bir olguyla karşı karşıyayız. Küreselleşme olgusu yani ekonomik, sosyal, teknolojik, kültürel, politik ve ekolojik anlamda bütünleşme. Peki tanımı itibariyle bütünleşme ve dayanışma anlamıyla yansıtılan küreselleşme dünyada yaşanan savaşların, sömürünün, adaletsizliğin ne kadarıyla  bütünleşebilmiş ve sorunlara çözüm üretebilmiştir? Yoksa küreselleşme dünyanın zenginliğinin küçük bir azınlıkta toplanıp görsel medyayı da yönlendirmesiyle gerçekleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gelinen yüzyılda adından sıklıkla bahsedilen bir olguyla karşı karşıyayız. Küreselleşme olgusu yani ekonomik, sosyal, teknolojik, kültürel, politik ve ekolojik anlamda bütünleşme. Peki tanımı itibariyle bütünleşme ve dayanışma anlamıyla yansıtılan küreselleşme dünyada yaşanan savaşların, sömürünün, adaletsizliğin ne kadarıyla  bütünleşebilmiş ve sorunlara çözüm üretebilmiştir? Yoksa küreselleşme dünyanın zenginliğinin küçük bir azınlıkta toplanıp görsel medyayı da yönlendirmesiyle gerçekleri çıkarları doğrultusunda yönlendirmesi midir? Bu noktada dünya üzerinde  kurulan ilk medeniyetlerden günümüz uluslarına uzanan tarihin tanık olduğu savaşların kimlere hizmet ettiği  dünya tarihine damgasını vurmuş önemli olayların incelenmesiyle mümkündür.</p>
<p>2011 yılı itibariyle Mısır, Tunus, Libya ve şimdi de Suriye&#8217;de  patlak veren isyanlar dünya gündeminde oldukça yer ediyor. Sadece yer etmekle kalmıyor, ülkelerin müdahalelerini de şart koşuyor. Peki olayların iç yüzü bağımsızlık ve özgürlük taleplerini mi gösteriyor, yoksa emperyalistlerin çıkarlarını mı? Bu bağlamda bazı kuruluşların söylemleri gerçekleri aydınlatmakta oldukça etkin gibi gözüküyor. CIA&#8217;dan emekli ajan Philip Agee der ki: CIA için demokrasinin bir anlamı yoktur! Eğer bir ülkede seçilmiş bir hükümet varsa ve bizimle işbirliği yapıyorsa ne ala! Eğer işbirliğini reddediyorsa  demokratikmiş,değilmiş umurumuzda değildir!(1) Demokrasi kelimesini ağzından düşürmeyen ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan&#8217;a El Kaide&#8217;yi bulma bahanesiyle girdiğinde  olay onu yakalamaktan öte uyuşturucu ticaretini kontrol etme isteğiydi. Bu önermeyi kanıtlayan sözler Amerikan Merkez Bankası hisselerinin çoğunun sahibi olan Rockefeller ailesinin üyesi olan Nicolas Rockefeller&#8217;in yakın arkadaşı  film yönetmeni Aaron Russo&#8217;dan çıkmıştır. Afganistan&#8217;da hiçbir zaman bulamayacağımız birilerini aramaya  gideceğiz ve bu bahaneyi medyayla kitlelere dayatacağız.Çünkü bir şeyi çok tekrarlarsan herkes inanır! (2) Söylemlerden de anlaşılacağı üzere  medyanın insanlar üzerinde nasıl etkili olduğunu,özellikle ABD&#8217;nin  Vietnam, Afganistan ve Irak&#8217;taki işgal eden imajının  insanları rahatsız ettiği düşünüldüğünde, farklı bir taktikle yola çıktığını görmek mümkündür. ABD&#8217;nin görsel medyayı kullanarak planlarını uluslara kabul ettirme fikri yeni gibi görünse de bu durumu 1991&#8242;de de kullandı. Irak  ordusu petrol anlaşmazlığı sonucu Kuveyt&#8217;e girdi. Amerika Irak&#8217;a müdahale kararı aldı fakat Amerikan halkı bu operasyona karşıydı. Amerikan halkının ikna edilmesi gerekiyordu ve çözüm medyadan başkası değildi. Reklam devleri 15 yaşında Kuveytli bir genç kızı İnsan Hakları Komisyonu önüne çıkararak bebek ölümlerini anlattırdı.Iraklı askerlerin bebekleri kuvozlerden alıp, soğuk taş zemine koymalarını anlattırdılar ve dünya kamuoyu bunun üzerine ABD&#8217;nin  Irak&#8217;a girmesini haklı gördü. Ardından 135000 Iraklı katledildi, milyondan fazla  insan on yıl süren yaptırımlar sonucu hayatını kaybetti. İşin aslı ise bebeklerle ilgili haberlerin yalan olması, bu oyunu kurgulayanların da ünlü bir reklam şirketi olup on milyon dolarları almasıdır.</p>
<p>Ortadoğu&#8217;da yaşananlar dünyanın petrol rezervlerinin yarısının bu bölgelerde çıkmasından kaynaklanır. 2007&#8242;de Condoleezza Rice&#8217;ın,  ABD,İran  ve Suriye&#8217;ye karşı  Ortadoğu ülkelerini silahlandıracak söylemiyle küresel tefeci George Soros&#8217;un Amerika ve Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu&#8217;daki isyanlarda daha aktif rol almalı. Yeni rejimler, yeni yatırım alanları söylemi ulusların değil emperyalizmin çıkarlarına hizmet eder.Bu söylemlerden ABD değil, dünyayı yöneten zenginlikleri için savaşlar çıkaran 400 küresel şirket kazanır. Bu küresel şirketlerin  hedefindekiler ise ulus devletlerdir. Anti emperyalist mücadele vermiş, kendi topraklarında özgür ve bağımsız yaşayan uluslardır. Bu noktada en önemli ülke biziz. Türkiye&#8217;yi 1950lerde Kore Savaşı&#8217;nın içine çeken ABD, şimdi bizi Suriye&#8217;yle savaşmanın eşiğine getirmektedir. Amaç bellidir, emperyalizmin güdümünde şirketlerin yöneteceği tek dünya düzeninin parçası olmak. Belki de bu durumu en iyi Amerika&#8217;nın ünlü ideologu Zbigniew Brzezinski özetliyor:  Ulus devletlerin bağımsızlık tanımı artık değişiyor.Uluslararası tekeller ve bankalar küresel ekonomiyi yönetiyor! (3) Böylesine korkunç bir manzaranın içine çekilmeye çalışılan Türkiye, gerçeklerin farkında olmak zorunda! Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün önderliğinde anti emperyalist mücadele vermiş, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının &#8220;TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE&#8221; sloganıyla yola çıktığı  bir ülkenin ulusu olarak bilinçlenmek ve direnmek zorundayız  diğer sömürülen uluslara tekrar örnek olabileceğimizi bilerek!</p>
<p>KAYNAKÇA</p>
<p>1,2,3, BANU AVAR- Kaçın Demokrasi Geliyor</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/04/nasil-bir-dunya-duzeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tüketim Toplumu</title>
		<link>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/04/tuketim-toplumu/</link>
		<comments>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/04/tuketim-toplumu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 11:08:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Hiçdurmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[TEORİ]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist düzen]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[mal ve hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim Toplumu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiragaci.net/fikir/?p=304</guid>
		<description><![CDATA[“Zenginliğim, sahibi olduğum servetin büyüklüğünden değil, ihtiyaçlarımın küçüklüğündendir.” Joseph Brotherton İnsanlar, yarattıkları eserlerden ziyade, sahip oldukları mal varlıklarına göre sınıflandırıldığından beri, kapitalist düzen toplumlar üzerindeki hâkimiyetini giderek arttırdı. Toplumun haklarını savunmakla mükellef devletin de paranın gücüne inanan sermaye sahiplerine yenilmesiyle beraber kapitalist düzen halkla ekonomik çıkara dayalı ilişkiler kurmaya başladı, çünkü karşısında onların haklarını savunacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>“Zenginliğim, sahibi olduğum servetin büyüklüğünden değil, ihtiyaçlarımın küçüklüğündendir.”</em></p>
<div align="right">
<p><em>Joseph Brotherton</em></p>
</div>
</blockquote>
<p style="text-align: left;">İnsanlar, yarattıkları eserlerden ziyade, sahip oldukları mal varlıklarına göre sınıflandırıldığından beri, kapitalist düzen toplumlar üzerindeki hâkimiyetini giderek arttırdı. Toplumun haklarını savunmakla mükellef devletin de paranın gücüne inanan sermaye sahiplerine yenilmesiyle beraber kapitalist düzen halkla ekonomik çıkara dayalı ilişkiler kurmaya başladı, çünkü karşısında onların haklarını savunacak bir yönetim mekanizması bulmadı. Bu düzenin devam edebilmesi, insanların sürekli harcama yapmasına bağlıydı ve “tüketmek”,  insanlara saygı duyulması gereken bir din gibi lanse ediliyordu. Modern insan, ancak tüketerek var olabilirdi ve bütün hedeflerine mal ve hizmetleri satın alarak ulaşabilirdi sistem savunucularına göre. Bu minvalde, öncelikle yapılması gereken şey tam anlamıyla bir tüketim toplumu yaratmaktı.</p>
<p style="text-align: left;">Çağımızın idealizmden uzaklaşıp hazcılığa yönelen modern insanını tüketim toplumunun bir mensubu haline getirmenin yolu ise çok basit: Bireyin ihtiyaç yelpazesini genişlet. Aslında insanların ihtiyaç duymadığı şeyleri onlara pazarlamanın yollarını bul. Bahsetmek istediğim tam olarak şu: Bir gün Mars’a yolculuk imkânı bulunabilirse, yapılacak ilk şey bunu bir ihtiyaç gibi göstermek olacak. Bu yolla yoksul insanlara modernleşme imkânı tanınacak. Bu sistem içinde yoksulluk modernleştirilecek(1).</p>
<p style="text-align: left;">Tüketim toplumunun bir diğer illüzyonu da ihtiyaçları somutlaştırabilmesi. Mesela susuzluğun, kola cinsinden bir meşrubat ihtiyacına dönüştürülüşünü kastediyorum veya açlığın, bir hamburger menüsü ile bastırılmasını. Yaratılmak istenen tüketim toplumu insanı, her türlü temel gereksinimini, satın alarak gidermek zorunda çünkü mutluluğa giden tek yol bu onun için. Bu sebepten, herhangi bir AVM’ ye gidip daha mutlu olabilmek için birkaç yüz lira harcayan insanlara rastlamak mümkün. İnsanlar ihtiyaçlarını somutlaştırdıklarından beri aynılaşıyorlar ve sürü gibi hareket etmeye başlıyorlar. Hafta sonlarını hemen hemen aynı yerleri gezerek alışveriş yapmaya ayırmaları gibi. Moda, trend gibi ambalajlı sözcüklerin büyüsüne kapılan insan, paranın sadece harcanabilir bir şey değil aynı zamanda paylaşılabilir bir şey olduğunu fark edince, kendini bu anlamsız düzenin dışına atmayı başarabilecek.</p>
<p style="text-align: left;">Tüketim toplumunun insanlar üzerindeki diğer bir başarısı da onlara para karşılığında sadece mal ve hizmet değil aynı zamanda sosyal statü de satabilmesi. Koluna taktığı saati veya ayağına giydiği ayakkabıyı ederinin 4-5 katı daha fazlasına almayı tercih eden kişi aslında toplum tarafından ona bahşedilecek saygınlığa göz dikmiş durumda. İnsanları kendine bağlamak için ne kusursuz bir yol.</p>
<p style="text-align: left;">Kapitalist düzenin ihtiyaçları somutlaştırması, sosyal statü satması ve yeni ihtiyaçlar üretmesi, tüketim bağımlısı insan tarafından nasıl karşılanıyor peki? Tüketerek var olabileceğine inanan insan, tükettikçe kendisinin ve ülkesinin büyüdüğüne inanıyor. Oysaki her gün bizlere mal, hizmet ve iş olanağı sundukları için şükrettiğimiz fabrikalar, hastaneler, okullar, yönetimler aslında üzerimizden sağladıkları getirim ile her gün biraz daha büyüyor ve bizler de bunu  kendimizin ekonomik büyümesi olarak algılıyoruz(2). Gerçekte olan ise her ay daha az para-ihtiyaç oranıyla yaşamak zorunda bırakılan milyarlarca insan.</p>
<p style="text-align: left;">Sonuç olarak, bu sistemin kendi sonunu hazırladığını düşünürsek artık sömürecek başka birilerini bulamadığı vakit insanlar sürecin daha fazla farkına varacak. Belki de bu devir, babanın içki âlemine gidip de aile bütçesini çarçur ettiği ve çocuklarını her şeye yeniden başlamak zorunda bıraktığı bir gece olarak hatırlanacak.</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p><strong>1,2- </strong>Ivan Illıch, Toward a History of Needs(Tüketim Köleliği), 1978</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/04/tuketim-toplumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Financial Times’tan çarpıcı bir analiz: Türkiye’nin Gaddar Hükümeti</title>
		<link>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/03/financial-times-tan-carpici-bir-analiz-turkiyenin-gaddar-hukumeti/</link>
		<comments>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/03/financial-times-tan-carpici-bir-analiz-turkiyenin-gaddar-hukumeti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2012 01:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fikir Ağacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Financial Times]]></category>
		<category><![CDATA[FT]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiyenin gaddar hükümeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiragaci.net/fikir/?p=254</guid>
		<description><![CDATA[David Gardner ve Daniel Dombey&#8217;in 28 Mart 2012 Tarihli Financial Times&#8217;da yayımlanan yazısının Türkçe çevirisidir. Bugünlerde onun resimleri modern Türkiye&#8217;nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün resimleri kadar sık görünür oldu. Recep Tayyip Erdoğan ülkenin siyasi manzarası üzerinde hakim bir güç.  Kendisi 2002&#8242;deki seçimden bugüne, sonuncusu geçtiğimiz haziran olmak üzere 3. kez seçildi ve aldığı oy oranını da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>David Gardner ve Daniel Dombey&#8217;in 28 Mart 2012 Tarihli Financial Times&#8217;da yayımlanan yazısının Türkçe çevirisidir.</p></blockquote>
<p>Bugünlerde onun resimleri modern Türkiye&#8217;nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün resimleri kadar sık görünür oldu. Recep Tayyip Erdoğan ülkenin siyasi manzarası üzerinde hakim bir güç.  Kendisi 2002&#8242;deki seçimden bugüne, sonuncusu geçtiğimiz haziran olmak üzere 3. kez seçildi ve aldığı oy oranını da sürekli olarak arttırmaya devam etmekte. Onu olağandışı bir şekilde güçlü yapan şey onun Anadolu&#8217;nun Kalbi ile  olan uyumu.</p>
<p>Başbakan Erdoğan&#8217;ın on yılında Türkiye, bölgesel güç olarak yeniden ortaya çıkmıştır. İş dünyasının merkezinde olan bir avuç şirketin yerine, yeni nesil &#8220;Anadolu Kaplanı&#8221; girişimcileri yükselirken, refah, sağlık hizmetleri, okullar ve yollar gözle görülür bir şekilde gelişirken ekonomisi ise Çin&#8217;in büyüme hızıyla yarışır hale gelmiştir. Hristiyan Demokratların Müslüman versiyonu olan iki tane kapatılmış partinin enkazından ortaya çıkmış olan Adalet ve Kalkınma Partisi, bugüne dek  Atatürk&#8217;ün kurduğu cumhuriyette hüküm sürmüş olan laik elitleri bir kenara itmiş görünüyor.</p>
<p>Erdoğan, iktidarının ilk dönemini, gecikmiş siyasi reformlar ile sivil ve azınlık haklarına ayırdı. Fırtınalı ikinci dönemde ise kendi popülaritesini ülkenin güçlü generallerini sahne arkasına itmek için kullandı. Şu an ise kendi gücüne denk bir rakibi bulunmuyor ve herhangi bir eleştiriye karşı hoşgörüsü günden güne azalıyor.</p>
<p>Bu otoriter havanın oluşumu esnasında ilk olarak birçok algının sebebi kibirdi. Gazetecilerin yargılanması, siyasi düşmanların aleyhine olan yargı süreci ihlalleri ve ihtilaflı yasalar vasıtasıyla onları sıkıştırma durumu bu eğilimi doğruluyor. Onlarca yıl boyunca ordu ve Kemalist kadroların gözetiminde olan demokrasiden sonra, AKP&#8217;nin başlattığı anayasal devrim geriye gitmeye başlamışsa eğer, bu durum dünya sahnesinde etkisini arttıran bir ülke için büyük sonuçlar doğuracak bir gelişmedir.</p>
<p>Bu yönde bir değişim için tek bir neden yokken Erdoğan&#8217;ın ateşli mizacı bu yönde açık bir etken. Bazı gözlemciler onun bu patlamalarının tahmin edilebilir olduğuna inanıyorken, İstanbullu bir yorumcu onun için gücün yalnızlığını benimsemiştir diyor. Açık Toplum Vakfı&#8217;nın başkanı Hakan Altınay, &#8220;Onun ilgilendiği tek şey alkış ve sadakat&#8217; diyor. Hatta sadık bir AKP milletvekili bile bu sorunu doğruluyor: &#8216;O sizi dinler ama zaten her şeyi bildiğini zanneder: Ben neye karar verdiysem, doğru olan odur diye düşünür&#8221; diyor.</p>
<p>Başbakanın mantıklı hamleleri ordunun yürütme gücü üzerindeki antidemokratik olan etkisini ortadan kaldırdı. Onlarca general hükümete karşı olduğu iddia edilen çizimler yüzünden parmaklıklar ardında şimdi. Daha kötüsü, Avrupa Birliği&#8217;ne katılım müzakerelerinde yaşanan felç, ülkenin demokratik anlamda yenilenmesini sağlayan motoru susturmuş görünüyor.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl Türkiye Strasbourg&#8217;daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;nde kendisine karşı açılan dava sayısında Vladimir Putin&#8217;in Rusya&#8217;sını geride bıraktı. Türkiye&#8217;nin 159, Rusya&#8217;nın ise 121 davası mevcut. Brüksel&#8217;in yokluğunda, Strasbourg biraz baskı oluşturuyor. Bu ay Türk devletinin içindeki Fethullah Gülen&#8217;ci cemaat yapısını yazdıkları için 1 yıldan uzun süredir tutuklu olan Ahmet Şık ve Nedim Şener serbest bırakıldılar.</p>
<p>Çoğunluğu Kürt, hapisteki 104 gazetecinin İran (42) ve Çin&#8217;de (69) hapiste olan toplam gazeteci sayısından daha fazla olduğu görülüyor.  Özellikle Erdoğan&#8217;ın geçtiğimiz nisan ayında Strasbourg&#8217;da yaptığı ve Şık&#8217;ın kitabını bombaya benzettiği konuşmadan sonra, &#8221;Gazetecilik suçu&#8221; ile ilgili eski şakanın Türkiye&#8217;de gerçeklik payı taşıdığı ortada.</p>
<p>Erdoğan&#8217;a yöneltilen eleştiriler, hatta bazı sempatizanları bile R. Tayyip Erdoğan’ın hislerinin kutuplaştırıcı olduğunu söylüyor. Ankara siyasetinde onyıllarca göğüs göğüse kavgalara tanık olmuş, bir kaç gri gölgenin varlığını kabul eden kıdemli bir memur; “Türkiye’yi hiç bu kadar bölünmüş görmemiştim.” diyor. Çekincelere sahip bir AKP destekçisi olan Mustafa Akyol; “ bu ülkede fikir ayrılığı olduğunu kabul etmenin bir yolu yok. Bunu yapmanız vatan hainliğiyle aynı anlamı taşıyor.” diyor.</p>
<p>&#8220;Erdoğan’ın çalışma biçimi kavga çıkarmak&#8221; diyor İstanbul’daki liberal Edam düşünce kuruluşunun başkanı Sinan Ülgen ve ekliyor; &#8220;Bu ona iyi hizmet ediyor çünkü orta alanı (merkezi) yok ediyor. Bu (George W.) Bush yaklaşımıdır; &#8216;ya bizimlesindir, ya da bize karşı&#8217; ve ekliyor:  &#8221;Erdoğan ve AKP, ordunun siyasi nüfuzunu azaltmak için net bir tutum sergiledi ama aynı adanmışlığı güçlü bir demokrasi kurmak konusunda göstermekte başarısız oldu. Türk demokrasinin kalitesi, fikir ayrılıklarına gösterilen tahammülsüzlük, bireysel özgürlüklerin zayıflığı, yürütme gücü üzerindeki kısıtlamaların eksikliği sebebiyle bugün problemli durumdadır.”</p>
<p><em><strong>Politik savcılar: Haklar, aktivist hakimler ve uzun tutukluluk süreleriyle çiğneniyor.</strong></em><br />
Bu ay Türk savcıları üç üniversite öğrencisi için, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı bir etkinlikte parasız eğitim talep eden bir pankart açtıkları gerekçesiyle 7,5 yıl ile 15 yıl arasında değişen cezalar talep ettiler. İki tanesi Ekim ayında salınana kadar 18 ayını gözaltında geçirdi. Başka bir davada, farklı bir öğrenci, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün katıldığı bir organizasyonda yanında 3 tane yumurta taşıdığı için suçlu bulunursa, 11 yıl hapis cezası ile karşı karşıya kalacak. Parasız eğitim talep eden öğrenciler geniş anti terör yasası kapsamında, yumurta taşıyan öğrenci de polise direnmek ve hakaretten tutuklandı.</p>
<p>Gözlemciler, bunların yalnızca daha geniş bir fenomenin uç örnekleri olduğunu söylüyor- bireysel haklar için nispeten ufak kaygıların bulunduğu bir adalet sistemi. Avrupa Konseyi’nin güncel bir raporuna göre, bir uluslar arası kuruluş, Türk pratiğinin otoriteryen geçmişle ve vahşi 1980 darbesiyle şekillendiğini savunuluyor.<br />
Sayın Erdoğan adli reform vaat ederken, hukukun üstünlüğünün birkaç yıl öncesine göre daha sallantılı bir zeminde olduğuna dair endişeler mevcut.</p>
<p>Özel mahkeme aktivizminin bir sorunu da terör suçlarında odaklanıyor. Hükümet destekçileri bile bir çok mahkemenin polis tarafından getirilen davaları filtrelemekte yetersiz kaldığını söylerken, bazıları yıllardır yargılanmayı bekleyen, yüzlerce sanık için binlerce sayfalık iddianameler hazırlıyor.</p>
<p>Yakın zamanda, bir İstanbul savcısı, Kürt BDP partisi ile çalışan bir akademisyen olan Büşra Ersanlı için 15-22 yıl arası, askeri yönetim dönemi boyunca tutuklu bulunan bir yayıncı olan Ragıp Zarakolu için 7-15 yıl arası ceza talep etti. İkisi de bir Kürt terör organizasyonuyla ilişkili olmakla suçlanıyor, onlar bu suçlamaları inkar ediyor ve ikisi de şu an hapiste.</p>
<p>Diğer siyasi suç davaları, hükümete karşı komplo kurduğu iddia edilen Ergenekon soruşturmasını ve darbe planladığı iddia edilen subayların tutuklandığı Balyoz davasını kapsıyor. Bu hafta, eski bir Genelkurmay Başkanı olan İlker Başbuğ, terörist bir örgüte üye olmak iddiasıyla duruşmaya çıkıyor. Gelecek hafta, 1980 darbesinin lideri Kenan Evren, nihayet yargı karşısına çıkacak.</p>
<p>Türkiye’deki birçok kesim bu hukuki süreci, geçmişte yapılan yanlışları düzeltmesinin yanı sıra var olan tehlikelere karşı bir önlem olarak düşünüyor. Diğer bir kesimse bu süreci AKP ve Gülen hareketine muhalefet eden kitleleri sindirme çabası olarak yorumluyor.</p>
<p>Bir gazetenin Başyazarı “açıkçası artık Gülen hareketine yazılarımda yer vermiyorum çünkü bu çok tehlikeli” diyerek endişelerini dile getiriyor.</p>
<p>Atatürkçü kesime göre, tepedeki bu otoriterleşme, AKP’nin ülkeyi muhafazakârlaştırma politikaları ile ilgili gizli gündeminin bir sonucu. Atatürkçü kesim tarafından, Türkiye’nin laik sisteminin muhafazakârlarınki dâhil tüm inançları koruyan bir yapı olduğu dile getirilmesine rağmen, Erdoğan buna şiddetle karşı çıkıyor. Bunun ötesinde, Başbakan Erdoğan “kazananın her zaman haklı olduğu” bir siyasi görüşe sahip ve bunu muhaliflerine karşı sürekli kullanıyor. Silahlı kuvvetlere ait unsurların hükümet aleyhine birçok eylem kurguladığının ortaya çıkması Erdoğan’ı destekler nitelikte. Ancak orduya karşı suçlamalar içerisinde yer alan hükümete karşı komplo hazırlandığı iddiaları masa başında hazırlanmış suçlamalar gibi gözüküyor. Açık Toplum Vakfı’ndan Hakan Altınay ise “AKP destekçilerinin, tüm bu politik başarıların altında başbakanın otoriter tavırlarının yattığını söylemelerinden” oldukça şikâyetçi.</p>
<p>Türkiye’de gelişen bu politik süreç paradoksa dönen bir oyun olarak görülebilir. Ancak bu paradokslaşmış oyun laiklerin şeriat kuruntusu olmaktan çok, muhalefetin siyasi yasaklı ve komutanlara bel bağlayan birini, şimdilerin başbakanını, sandıkta kaybettiği oyları geri kazanmak için siyaset arenasına geri sürmesidir. Asıl paradoks ise tüm araştırmalara göre Türkiye’nin yeni lordları gösterilen Erdoğan ve ekibinin halen mazlumu oynaması.</p>
<p>Adil olmak gerekirse, AKP ‘nin kendisi, 2008’de, anayasa mahkemesi tarafından kapatılmanın eşiğine geldi. Sadece bir sene sonra ise AKP seçimlerde muhalefeti tam anlamıyla süpürdü ancak Erdoğan ve ekibi kendilerine yöneltilen eleştirileri başarılarının kıskanıldığını öne sürerek reddediyor. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik “ muhalefet, başbakanın karizmasını yıkamayacağını bildiğinden onun otoriter olduğunu öne sürüyor” diyerek serzenişte bulunuyor ve ekliyor “Ben başbakana yeterince yakınım eğer onun otoriterleştiğini görürsem onu ilk uyaran ben olacığım”.<br />
2003 Eylül ünde Milli Eğitim Bakanı iken yapacağı eğitim reformları mahkeme tarafından iptal edilen Hüseyin Çelik “Hükümette bulunmak iktidar olmak(ülkeyi asıl yönetenler kastediliyor) ile eş değer değildir” diye söylüyor. “Bu insanlar (mahkemeleri kastederek) kendilerini ev sahibi, hükümeti ise kiracı gibi görüyorlardı”. Erdoğan’ın bir başka danışmanı da “politik dengemizi sağlamak için bize yeni bir anayasa lazım” diyerek tartışmaya katılıyor. Toplumun her kesiminden insanlar geçen yılki seçimlerde iktidar partisine bir şans daha verme fikrine sahipti ancak büyük seçim başarısından sonra artık bu söylem bile hükümetin muhalefete yaptıklarını görenler için ikna edici olamıyor. “Hükümet artık eski yönetimlere fatura çıkartmamalı diyor” Hakan Altınay ve ekliyor “çünkü ortada hükümet tarafından duyulan biraz endişe verici intikamcılık var”.</p>
<p>AKP, hukukun siyasi amaçlar uğruna kullanılmasının, yararlı sonuçlar doğurabildiği kadar zararlı bir takım etkilere de neden olacağının farkında. Erdoğan’ın iki tıbbi operasyon geçirmesi nedeniyle günlük politikadan uzak kaldığında Gülen Hareketi’ne yakın olduğu düşünülen bir savcı MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında soruşturma başlattı. Bu taktik Türkiye’yi gerdi ve kafalarda genel bir kanı oluşturdu: “Karmaşık bir güç savaşına tanıklık etmekteyiz.&#8221;</p>
<p>Gülen Hareketi bazı gizli güçlerin desteğiyle, dünyada ve Türkiye’de takdir edilen kaliteli okulları işletmekte ve bu Türk eğitim kurumlarını ele geçirme amaçlı yapılmış bir hareket olarak eleştirilmektedir. Ayrıca polis ve yargıyı ele geçiren Gülen Hareketi ülkenin güvenlik birimlerini de kontrol altına almayı amaçlıyor, bu amaç aslında Erdoğan’ın kendisini de kapsıyor.<br />
Başbakan’ın tepkisi ise üç savcıyı görevden almak ve polis teşkilatında 700 kişinin görev yerini değiştirmek oldu. AKP içinden biri olan biten hakkında şunları düşünüyor. “Cemaat ile AKP arasında iyi bir işbirliği vardı ama bir noktadan sonra çok şey istemeye başladılar. Birinin bunlara dur demesi gerekti.”</p>
<p>O günlerde Başbakan istihbarat teşkilatı elamanlarını koruyacak yasayı çoğunluğun verdiği gücü kullanarak değiştirdi. Bu hareket hükümetin büyük değişiklikler söz konusu olduğunda elinin kolunun bağlı olduğu eleştirilerine neden oldu. Hüseyin Çelik, hükümetin, yargının keyfi kararlarını engelleyeceği görüşünde ısrarcı ve “Yargıda problemlerin olduğunun farkındayız, özel mahkemeler bazen haklarını aşıyor ve gözaltı süreleri çok uzuyor. Bu sorunları çözmek adına yeni bir yasa paketi hazırlıyoruz .” diyor.</p>
<p>Bu hamlenin geçmişte oluşan sorunları çözüp çözemeyeceği muamma olarak kalıyor. Eski sorunların üzeri örtülmekte. Hükümet kamuoyunda güncel tartışmalara sebep olarak bu amacını gerçekleştiriyor. Örneğin AKP, tartışmalı eğitim reformunun karşıtlarını susturmaya çalışıp, üç yıldır bu konu üstüne çalışan beyin takımına danışmadan bu yasayı geçirmeye çalışıyor. Dini okulların eğitim yaşını 14 ten 10 a düşürecek bu yasanın kolaylıkla geçeceği düşünülüyor.</p>
<p>Daha geniş düşünüldüğünde Erdoğan’ın 1982 darbesinin izlerini silecek yeni anayasayı hazırlarken neyi düşündüğü önem arz ediyor. Kendi elini güçlendirip Kürt azınlığa kültürel ve politik hakları vermeyi mi düşünecek yoksa kafasındaki yeni düzene geçerek yönetim şeklini Fransız başkanlık modeline çevirip Atatürk kadar güçlü bir lider haline gelmek mi olacak?</p>
<blockquote><p>Bu yazı 28.03.2012 tarihinde <a href="http://www.ft.com/intl/cms/s/0/387d2f6c-77f9-11e1-b437-00144feab49a.html#axzz1qeQ8t5e1" target="_blank">Financial Times</a> adresinde yayımlanan &#8220;<a href="http://www.ft.com/intl/cms/s/0/387d2f6c-77f9-11e1-b437-00144feab49a.html#axzz1qeQ8t5e1" target="_blank">Erdogan&#8217;s Turkey: A rule more ruthless</a>&#8221; adlı yazının birebir çevirisidir, tarafımızdan hiç bir yorum eklenmemiştir. Lütfen yazının orjinalini inceleyiniz.</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/03/financial-times-tan-carpici-bir-analiz-turkiyenin-gaddar-hukumeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eğitim -Deneme Yanılma- Sistemi</title>
		<link>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/03/egitim-deneme-yanilma-sistemi/</link>
		<comments>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/03/egitim-deneme-yanilma-sistemi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Mar 2012 00:05:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Pelin Demiröz</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[TEORİ]]></category>
		<category><![CDATA[4+4+4]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim sistemi değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kademeli eğitim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>
		<category><![CDATA[yeni eğitim sistemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiragaci.net/fikir/?p=231</guid>
		<description><![CDATA[Eğitimde yeni bir dönem başlıyor. Şuan ki sistemdeki hatalar birdenbire göze çarpmış olacak ki ani bir değişikliğe gidildi. Gece yarısı kanun teklifiyle meclise gelen kanun tasarısı, aynı hızla yeterince tartışılmadan onaylandı.Bu kadar önemli bir konuda köklü bir değişim gerçekleştirmek için bu derece aceleci  olmak ne kadar doğrudur ? Bu acele sırasında gözden kaçırılan, yeterince üzerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitimde yeni bir dönem başlıyor. Şuan ki sistemdeki hatalar birdenbire göze çarpmış olacak ki ani bir değişikliğe gidildi. Gece yarısı kanun teklifiyle meclise gelen kanun tasarısı, aynı hızla yeterince tartışılmadan onaylandı.Bu kadar önemli bir konuda köklü bir değişim gerçekleştirmek için bu derece aceleci  olmak ne kadar doğrudur ? Bu acele sırasında gözden kaçırılan, yeterince üzerinde düşünülmeyen ayrıntıların neden olabileceği sonuçlar düşünülmüş müdür ? Mustafa Kemal , “Yaptıkları işin doğruluğuna inanan insanlar, çalışmalarının denetlenmesinden, karşı fikirler ortaya atılmasından ve tercihleri üzerinde münakaşa yapmaktan zevk alırlar.&#8221;  demiştir. Eğer tüm bu düzenlemelerin doğruluğuna inanılıyorsa bu acele neden ? Eğer yanlışlar ya da eksik yönler varsa neden konuşulup, eğitim konusunda bilgi sahibi olan uzmanlara danışılıp en doğru yöntem belirlenmeden böyle önemli bir konuda bu derece köklü değişiklikler yapılıyor?</p>
<p>Yeni bir eğitim politikası belirlenmek isteniyor. Amaç çağın gereklerine daha uygun bir eğitim sisteminin düzenlenmesi. Bu düzenlemelerin doğruluğunu , gerekliliğini anlatmak için örnek olarak önümüzde bu sistemi uygulayan gelişmiş ülkelerin eğitim sistemleri olduğu söyleniyor. Gelişmiş ülkelerde kesintili eğitim uygulandığından bu sisteme geçilmesi doğru bulunuyor .(1) Ancak sanırım önümüzdeki örnekler yeterince iyi incelenmiyor .Norveç , ABD ,İngiltere gibi ülkelerin eğitim sistemlerine baktığımızda kademelenmenin olduğunu görüyoruz. Ancak  Türkiye’de uygulanmak istenen sistemden farklı bir şekilde. Türkiye’de temel eğitimin ilk 4 yılından sonraki kısımda mesleki eğitime başlanılması isteniyor. Bu uygulamayla farklı müfredatlar uygulanan okullarda farklı şekillerdeki eğitim anlayışları uygulanacak. Ancak eğitim sistemlerinden örnek olarak bahsettiğimiz Norveç, ABD ve İngiltere’deki kademeli sistemde müfredat farklılıkları yok. Mesleki eğitime iste ortaöğretimden sonra başlanmaktadır. Eğitim sistemini değiştirmek için diğer ülkelerin eğitim sistemlerinden örnek vereceksek sadece tek bir yönden değil geniş kapsamlı bir inceleme yapmalıyız. Ayrıca kabul edilmesi istenen sisteme uygun ülkeleri seçerek biz de onlar gibi yapmalıyız demek yerine, gerçekten eğitim alanında en önde gelen Finlandiya ,Danimarka gibi ülkeleri örnek alırsak daha doğru olacaktır.(2)</p>
<p>Osmanlı Devleti zamanında 1824 yılında çıkarılan fermanla II.Mahmut döneminde eğitim zorunlu hale getirilmiştir. Eğitimin önemi anlaşılmıştır ancak kararları uygulamak, kararlar almaktan daha zor olduğundan bu kararın da uygulama kısmı pek başarılı olamamıştır .Daha sonradan eğitim alanında yapılmak istenen yeniliklerde eski uygulamalara da son verilmemesi sorunlara yol açmıştır. Cumhuriyet Dönemi’nde Öğretim Birliği Kanunu’yla ortadan kaldırılması amaçlanan, farklı içeriğe sahip eğitim programları, ilköğretimin iki kademeye ayrılmasıyla uygulanacak farklı müfredatlar nedeniyle yeniden sorun haline gelebilir mi ?</p>
<p>Mesleki eğitim daha erken başlamalıdır, çocukların ilgi alanları ve becerileri böylece tespit edilmelidir deniyor .Bu nedenle ilk 4 yıllık temel eğitimden sonra 2.aşamada öğrencilerin hangi şekilde eğitimlerini sürdüreceklerine karar verilmeleri isteniyor. Üniversiteye girişte bile yapılan tercihlerde bireyler hata yapabilirken 4.sınıf öğrencisinin hayatını doğru yönlendirmesini mi bekliyoruz ? Yoksa ailelerin kendi istekleri doğrultusunda öğrencilerin hayatlarını yönlendirmelerini mi istiyoruz ?Bu yaş grubundaki öğrencilerle ilgili doğru tespitlerde bulunup yönlendirme yapacak rehberlik ve psikolojik danışmanlık uzmanlarının fikirlerinin alınması öğrenciler için daha faydalı olmaz mı ? Çocukların becerilerinin farkına varılması amaçlanıyorsa ilk önce neden ilkokula başlama yaşı beşe indirilmelidir gibi bir teklifte bulunularak okul öncesi eğitim kısıtlanmak istendi ? Çocukların bu gelişim döneminde anaokulundaki pedagoji  eğitimi almış öğretmenleri tarafından gözlemlenmesi ve ailelerine bilgi verilmesi, yeteneklerinin farkına varma açısından çok daha yararlı olacaktır.Okul öncesi eğitim, ilköğretime başlamadan önce, çocukların ilgi alanlarını belirleyip, yetenekleri ve zekalarını daha verimli bir şekilde geliştirmek; özgüvenli, saygılı, uyumlu bireyler yetiştirmek için çok önemli bir aşama olarak görülmelidir.</p>
<p>İlköğretimin ilk kademesinden sonra öğrencilerin evde de eğitim alabilmeleri önerildi. Ancak özellikle kız çocuklarının eğitimden uzaklaşacağı konusundaki tepkilerden sonra evde eğitim fikri ilköğretimin 2.kademesinin bitiminden sonraya ertelendi. Hepimiz lisede pek çok bilgi öğrendik. Ama hiçbirimiz liseye sadece bu bilgileri öğrenebilmek için gitmedik. Ortaöğretim dönemi bireylerin gelişiminde önemli rol oynar. Ders aldığımız öğretmenler ve aynı sınıfı paylaşan öğrenciler birbirleriyle etkileşim halindedir. Bireyin çevresine karşı duyarlı olabilmesi adına bu  etkileşim çok önemlidir. Aynı sınıfın içinde aynı bilgiler ve değerler aktarılırken öğrencilerin birbirleriyle yapacağı fikir alışverişi gelişimleri açısından oldukça önemlidir. Evde eğitim, bireyleri bilgi sahibi yapsa da çevresiyle iletişimi kopuk bireyler yetişmesine neden olacaktır.</p>
<p>Önceki yazımda Üniversite ve Toplum Dergisi’nden yaptığım alıntıda “Bir ulusun eğitim felsefesi,temelde,onun geleceğe yönelik ‘nasıl bir insan yetiştirmeliyiz’ sorusuna yanıt veren bir kurguyu içerir” cümlesi yer almaktaydı. Şimdi yapılan bu değişikliklerden sonra sormak istiyorum. Günümüzde bireyler birbirlerinden ve çevrelerinden kopup gitgide daha duyarsız ve kendi hallerinde bir yaşam sürer hale gelirken, eğitim sistemiyle bu durumdan gençleri korumamız gerekmez mi?  Gençlerin çevreleriyle iletişim halinde duyarlı bireyler olmalarını sağlamak değil midir eğitimin amaçlarından biri ? Peki farklı müfredatlar uygulandığında temel eğitimde bile farklılıklar yaratarak nasıl bireyler yetiştirmek istiyoruz ? Temel eğitimin ortak yapılması daha doğrudur. Çünkü daha önce de belirttiğim gibi amaç sadece öğrencilerin bilgi edinmelerini sağlamak değildir aynı zamanda onları ortak değerler etrafında birleştirmek bütünlüğü sağlamaktır.</p>
<p>Eğitim sistemindeki sorunları gidermek için sistemi baştan düzenlemek değil sorunların çözümleri üzerinde çalışmak daha kolay olacaktır. En azından uygulanmakta olan bir sistemin yerine netleşmemiş, aksaklıkları olan, toplumda tedirginlik yaratan bir sistemin getirilmesinin çıkaracağı sorunlardan daha kolay çözümler bulunabileceğini söylebiliriz.Eğitim sistemindeki düzenlemeler için diğer gelişmiş ülkeleri örnek alabiliriz. Hangi ülkeyi örnek alırsak alalım kendi ülkemizdeki değer yargıları, yaşam şartlarıyla uyumlu şekilde kendimize, toplum yapımıza uyarlamazsak bunun bize bir yararı olmayacaktır. Örnek almaya çalıştığımız sistemi uygulandığı ülkenin şartları içinde değerlendirmeliyiz.</p>
<p>KAYNAKÇA:</p>
<p>1-T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Tefriş Kurulu Başkanlığı- Avrupa Birliği Ülkelerinde Eğitim Denetimi( <a href="http://rdb.meb.gov.tr/yayinlar/AB%20egitim.pdf">http://rdb.meb.gov.tr/yayinlar/AB%20egitim.pdf</a> )</p>
<p>2-Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı-Gelişmiş Ülkelerde Kademeli Eğitim Var Mı?( <a href="http://www.tepav.org.tr/upload/files/1330340023-9.Gelismis_Ulkelerde_Kademeli_Egitim_Var_mi.pdf">http://www.tepav.org.tr/upload/files/1330340023-9.Gelismis_Ulkelerde_Kademeli_Egitim_Var_mi.pdf</a> )</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/03/egitim-deneme-yanilma-sistemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulusal Değerlerin Aktarılmasında Eğitimin Önemi</title>
		<link>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/02/ulusal-degerlerin-aktarilmasinda-egitimin-onemi/</link>
		<comments>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/02/ulusal-degerlerin-aktarilmasinda-egitimin-onemi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 08:45:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Pelin Demiröz</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[TEORİ]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim ve öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[maarif kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>
		<category><![CDATA[milli eğitim şurası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fikiragaci.net/fikir/?p=132</guid>
		<description><![CDATA[Modern devletler geleceklerini yönlendirmek için planlamalar yapıp hedefler belirlerler.Geleceğe yönelik belirlenen hedeflerin ve o hedeflere ulaşmak için yapılması gereken çalışmaların toplum tarafından benimsenmesini sağlamanın en etkili ve kalıcı yolu o hedeflere uygun bir eğitim politikası belirlemektir. Henüz kendisini yeni tanımaya başlayan,zamanının çoğunu okulda geçiren ilköğretim ya da lise çağındaki bir bireyin,okulda kendisine aktarılan fikirler doğrultusunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Modern devletler geleceklerini yönlendirmek için planlamalar yapıp hedefler belirlerler.Geleceğe yönelik belirlenen hedeflerin ve o hedeflere ulaşmak için yapılması gereken çalışmaların toplum tarafından benimsenmesini sağlamanın en etkili ve kalıcı yolu o hedeflere uygun bir eğitim politikası belirlemektir. Henüz kendisini yeni tanımaya başlayan,zamanının çoğunu okulda geçiren ilköğretim ya da lise çağındaki bir bireyin,okulda kendisine aktarılan fikirler doğrultusunda düşüncelerini geliştirmesi doğaldır.Ulaşılmak istenen hedeflerin benimsenmesi,yapılacak çalışmalar konusunda ortak bilincin ve bütünlüğün sağlanması adına böyle bir aktarımın yapılabildiği okulların nasıl bir güç kaynağı olduğunu belirtmeye bile gerek yok sanırım.Eğitim ve öğretim sistemiyle ilgili alınacak her kararda bu durum göz önünde bulundurularak gereken hassasiyet gösterilmelidir.</p>
<p>Eğitim ve Öğretimle ilgili konuları inceleyerek öneri niteliğinde kararlar almakla görevli en yüksek danışma kurulu olan Milli Eğitim Şurası’yla ilgili çalışmaların 1921 yılındaki Maarif Kongresi’ne dayandığını söyleyebiliriz.Maarif Kongresi’nin amacı önceden kabul edilen yanlış uygulamaların, öğretmenlerin fikirleri de alınarak düzeltilmesiydi.Maarif Kongresi’nde konuşulan başlıca konular ilkokul,ortaöğretim programları ve köy öğretmeni yetiştirilmesiydi.Sakarya Savaşı’nın devam ettiği bir dönemde Maarif Kongresi’ne Mustafa Kemal’in de katılmış olması eğitimin bir ülkenin alt yapısını oluşturması bakımından ne kadar önemli olduğunu anlatmak için yeterlidir.</p>
<p>Her siyasi iktidar döneminde yeni eğitim politikaları belirlenmektedir.Ancak siyasi iktidarların eğitim politikasını belirlerken göz önünde bulundurmaları gereken şey,belirlenecek eğitim politikasının sadece belirli bir dönemi kapsamakla sınırlı kalmayacağıdır. Üniversite ve Toplum Dergisi’nin 2006 yılı Haziran ayına ait sayısında Eğitim Politikaları ve Etkileri başlıklı yazıda “Bir ulusun eğitim felsefesi,temelde,onun geleceğe yönelik ‘nasıl bir insan yetiştirmeliyiz’ sorusuna yanıt veren bir kurguyu içerir” cümlesi yer almaktadır.(1)Bu soruya verilecek detaylı bir cevap eğitimle ilgili alınacak her yeni kararda ya da değiştirilmek istenen durumda belirleyici olacaktır.Hayata geçirilen uygulamaların daha sonradan yanlış ya da eksik olduğuna karar verildiğinde bu uygulamalar kaldırılabilir.Ancak etkileri de kaldırılan uygulamalarla birlikte yok olup gitmemektedir.Eğitim ve öğretim alanında başlatılan her uygulama uzun bir süreci etkileyecektir. Her yönüyle düşünülmeden başlatılan uygulamaların kısa sürede kaldırıldığı pek çok durumla karşılaşılmıştır.Bunun sonucu da öğrencilerin ve velilerinin eğitim sistemine olan güvenlerini yitirmeleri olmaktadır.</p>
<p>Günün koşullarına göre eğitim sistemi yenilenmelidir.Ancak yenilik yapılacak bir konuda mutlaka önceden uygulanan metotlar ve etkileri incelenmelidir.Eğitim ve öğretim kurumları toplumun geleceği için alınan kararların aktarılmasında nasıl bir güç kaynağıysa,toplumu bir arada tutan değerlerin öğrenilmesi ve sürdürülmesi konusunda da aynı etkiye sahiptir.Örneğin;yapılan değişiklikle 14 eylül 2011 tarihinde resmi gazetede yayınlanan Milli Eğitim Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kararname’de yer almayan ‘Atatürk İlke ve İnkılapları’na bağlı öğrenci yetiştirme ve Cumhuriyet’in ilkelerini benimsetme’ ifadesi bu açıdan oldukça önemlidir.(2)Cumhuriyet’in kuruluş aşamasında kazanılan başarıların,aşılan engellerin,benimsenen düşüncelerin yeterince aktarıldığı eğitim kurumlarında eğitim alan öğrencilerin yaşadıkları topluma kendilerini ait hissetmemeleri gibi bir durum söz konusu olabilir mi?Bir bireyin Gençliğe Hitabe’yi okuduğunda toplumsal değerlerine sahip çıkmaması,İstiklal Marşı’nı okuduğunda tarihiyle gurur duymaması mümkün müdür?Bu değerlerle gurur duyuyorsak ve bunlarsa bir toplumu bir arada tutan,bu kavramların eğitim ve öğretimle ilgili alanlara aktarılmasında daha dikkatli davranmamız gerekmez mi?Örneğin;2011 yılında ilköğretim öğretmenlerine gönderilen bazı kılavuz kitaplarında ilk sayfalarda olması gereken Mustafa Kemal’in resmi,Gençliğe Hitabe ve İstiklal Marşı yer almayınca,seminer dönemindeyken öğretmenlerden bazıları uyarılarda bulunmuş,ancak kitaplar toplanmamıştır. Talim Terbiye Kurulu 03.11.2009 tarih ve 188 sayılı kararı ile 2010-2011 öğretim yılından itibaren 5 yıl süre ile öğretmen kılavuz kitabı olarak bu kitapların kullanılmasına onay vermiştir.Alınan kararlarda gösterilmesi gereken hassasiyetin yapılan denetimlerde de gösterilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Günümüzde Milli Eğitim Şurası’nda öneri niteliğinde alınan kararlar Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylandıktan sonra uygulanmaya başlanıyor.Eğitim ve öğretim gibi alınacak her kararın toplumun geleceğini doğrudan etkileyeceği önemli bir konuda,kararlar alındıktan sonra bireylerin bu kararları benimseyip uygulamalarını beklemek yerine;kararlar öneri halindeyken kamuoyuna duyurulması, mümkün olduğunca fikir alınması,öğretmenler ve üniversitelerle iş birliği halinde olunması çok önemlidir.Sakarya Savaşı devam ederken bile eğitimle ilgili yapılacak değişikliklerde öğretmenlerin fikirlerinin alınması etkili ve günümüze de yansıtılması gereken bir örnektir.Bireyler alınan kararların bir parçası olduklarını hissettiklerinde ve kendi düşüncelerini yansıttığına inandıklarında o kararları benimserler.Düzenleme yapılacak konularda gerekli incelemelerin ilgili kurumlar tarafından yapılmasının yanı sıra öğrenci velilerinin de öğrencilerinin aldıkları eğitim ve öğretim konusunda bilinçli ve takipçi olmaları gerekmektedir.</p>
<p>KAYNAKÇA:</p>
<p>1-Üniversite ve Toplum Dergisi,Haziran 2006,Cilt 6,Sayı 2</p>
<p>2-Resmi Gazete,14.09.2011-Resmi Gazete,14.06.1973</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fikiragaci.net/fikir/2012/02/ulusal-degerlerin-aktarilmasinda-egitimin-onemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

