iscinayeti_fikiragaci

İktidarın İş Cinayetleriyle İmtihanı

1874 • 26 Aralık 2014

“Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın.”

Albert Camus

Serbest piyasanın rekabet koşulları ve patronların bitmek tükenmek bilmeyen kar hırsı, insan hayatı için kritik derecede önem taşıyan önlemleri bile gereksiz masraf(!) olarak görebiliyor. Bu noktalarda yapılacak tasarruflar ise önce insanlık onuruna yakışmayan çalışma ortamlarının ortaya çıkmasına, ardından işçi ölümlerinin yaşanmasına neden oluyor.

Egemenlerin konuyu “İş kazası” şeklinde algılamaları ve bu şekilde topluma bilgi aktarmaya çalışmaları aslında bir yanılsama. “Kaza” bütün önlemlerin alındığı, işçilerin güvenceli – kurallı çalıştırıldığı, ancak buna rağmen yaşanabilecek istisnai durumlar için kullanılabilir. Türkiye’deki iş cinayetlerinin gelişmiş sanayi ülkelerine kıyasla kat be kat fazla yaşanmasının elbette ki bu istisnai durumlar ile alakası bulunmamakta.

Rakamlara bakıldığında vahim durum tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkıyor. Üstelik bu veriler sadece kaydı tutulabilenler. İstihdamın yaklaşık yarısının kayıtsız olduğu ülkemizde yaşanan tabloyu hayal etmek hiç de zor değil. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her gün 172 iş kazası meydana geliyor. Bu kazalar her gün ortalama 4 işçinin hayatına mal olurken, 6 işçi ise sürekli iş göremez hale geliyor. Çalışma hayatındaki bu olumsuz tablo, Türkiye’nin Avrupa’da iş kazaları ve işçi ölümlerinde 1. sıradaki yerini korumasına da neden oluyor. Soma’da yaşanan maden faciasının ardından 2014 yılı için şu ana kadar ölen işçi sayısı 1600’leri geçmiş durumda.

Görüldüğü üzere 12 yıllık hükumetin bu konuda karnesi epey zayıf. Sadece AKP döneminde işçi ölümlerinin toplam sayısı 14 bini geçmiş bulunmaktadır. Her ne kadar iş güvenliği ve sağlığı konularında düzenlemeler yapılsa da bu düzenlemeler genellikle yüzeysel kalmakta ve çözümden uzak durmaktadırlar. Örnek vermek gerekirse iş güvenliği denetiminin Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri (OSGB) adıyla özelleştirilmesi ilk bakışta olumlu bir gelişme gibi görünse de “özelleştirilmiş denetim” kavramı pek çok sorunu beraberinde getirmekte. Bunun yanı sıra bağımsızlığını sağlayamamış ve işveren ile birlikte çalışan iş güvenliği uzmanlığından gerçek anlamda bir denetim çıkmasını beklemek önümüzdeki dönem için uzak bir ihtimal olarak görülmektedir. İş güvenliği konusunda geçtiğimiz dönemde başbakan tarafından açıklanan paket ile birlikte hayatımıza giren ödül – ceza mekanizması ise yeni sorunlara gebe görünüyor. Ceza kavramı şirketlerin ölümsüz (hafif yaralanmalı) kazaları gizlemeye çalışmasına neden olabilir. Bu kendiliğinden bir kayıt dışılığı beraberinde getirebilir. Diğer bir yandan “işvereni işçisini öldürmüyor diye ödüllendirmek” de insan onurundan yoksun bir düşünce olarak karşımıza çıkıyor. Tüm bunlara ek olarak yapılan onca düzenlemeye rağmen paketin içinde işçinin sendikalı olmasını kolaylaştıracak tek bir maddenin olmaması çözüme dair samimi ipuçları vermiyor. Uzun vadede iş cinayetleri konusunda kalıcı bir çözüm aramak yalnız ve yalnız konunun siyasal – iktisadi – sınıfsal boyutlarının bir arada ele alınmasıyla mümkün görünüyor. Bu noktada devletin patronlardan yana değil de üretimden ve emekten yana tavır alması veya sendikaların güçlenerek etkin denetim ve yaptırım ortamını oluşturması önümüzde 2 seçenek olarak beliriyor. Bu iki yolun verimli biçimde kullanımıyla iş kazaları önemli ölçüde azaltılabilir. Dünyada bunun örnekleri var. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre ölümle sonuçlanan iş kazası oranları bazı ülkelerde önemli ölçüde geriletildi. Türkiye’de “ölümle sonuçlanan iş kazası” oranları “100 binde 20,5” iken bu oran Norveç, İsveç, İsviçre ve Danimarka gibi ülkelerde “100 binde 2” oranının altına geriledi.

Ana işverenden iş almak için fiyatları düşüren taşeron şirketler kâr etmenin yolunu işçilerin yaşamını tehlikeye atmakta buluyor. İşçiler zor şartlarda çalışmaya zorlanmakta, örgütlü işçi işten atılmakta, hakkıyla çalışan işçiye emeğinin karşılığı verilmemektedir. Eğer ki emekten yana sosyal demokrat bir iktidarın varlığında söz etmiyorsak, merkezinde insan olmayan, sadece kar ve zarar dengelerini gözeten bu sisteme tek panzehir sendikalaşma ve örgütlü işçi mücadelesi gibi görünmektedir. Haklarının bilincinde ve emeğinin farkında olan emekçi kitle tıpkı geçmişte olduğu gibi sendikal mücadele ile hakkı olanı alacaktır.

 

Kaynak:

İşçi Ölümünün “Kazası” Olmaz | CHP BYKP Raporu

İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi

2013 İş Cinayetleri Tablosu | Etkin Haber Ajansı

İş kazası değil iş cinayeti: 60 bin ölü işçi | Aziz Çelik (T24)

İş güvenliği paketi’ iş cinayetlerini durdurmaz | Aziz Çelik (T24)

İş cinayetleri korkutucu boyutta gelişiyor | İzzettin Önder (Açık Gazete)

Kategori: İNSAN HAKLARIİş CinayetleriSİYASET
Etiketler:

İlgili Gönderiler