secimbaraji_fikiragaci

‘Baraj’ Yıkılır Mı?

1656 • 13 Aralık 2014

Ülke gündemi, her zamanki gibi oldukça yoğun. Yapılan her yeni açıklama gündemin yönünü değiştiriyor ve bu değişim her hafta birkaç defa tekrarlanıyor. Bu kadar yoğun ve hızlı değişen gündemimizin tüm ülkeyi ilgilendiren belki de en önemli konularından biri, seçim barajının yeniden düzenlenme ihtimali.

Bu ihtimal, bir süre önce üç siyasi partinin Anayasa Mahkemesi’ne ‘%10 seçim barajının hak ihlali olduğu’ yönünde bireysel başvuru yapmasıyla ortaya çıktı. Aralık ayı başında bir gazeteciye açıklama yapan AYM Başkanı Kılıç, raportörlerin çalışmalarını tamamladığını, konunun genel kurulda görüşülüp iki – üç hafta içinde karara bağlanabileceğini ifade etti (1).

Bu açıklama gündeme bomba gibi düştü. Özellikle iktidar cephesinden yoğun eleştiri aldı. Bu eleştiriler sonrası Kılıç, açıklamalarına düzeltme ekledi ve “Yasa iptal edilse dahi genel kurulumuz yasama organına yeni düzenleme için süre de verebilir” ve “Karar seçime yetişmeyebilir” (2) dedi.

anayasamahkeme_fikiragaci.netPeki Anayasa Mahkemesi gerçekten %10’luk seçim barajını kaldırabilir mi? Bu konuda ne gibi düzenlemeler yapabilir, daha önce yaptığı benzer düzenlemeler var mı?

Konuyu doğru yorumlayabilmek için önce bu soruların cevaplanmasında fayda var. Bu cevapları bulmak için de uygulanan baraj sistemini tanımak, geçmişine göz atmak gerekiyor.  

Ülkemizde uygulanan %10’luk seçim barajı, 12 Eylül döneminin bir ürünü ve Seçim Kanunu’nun 33. Maddesinde yer alıyor. 1980’li yıllarda, bu baraja ek olarak bir de ‘seçim çevresi barajı’ uygulanıyordu. Seçim Çevresi Barajı, seçim çevresinde kullanılan oyların o çevreden seçilecek üye sayısına bölünmesiyle elde edilen bir baraj. Bu sistem temsilde garip sonuçlar vermiş ve küçük bölgelerde oldukça yukarıya tırmanmış. Örneğin 1987 seçimlerinde %33,3’e varan seçim çevresi barajlarına rastlanmaktadır. Ayrıca bir ilde %25 oy alan partinin tüm vekillikleri alması, İstanbul’da bir partinin %27,5 oy oranıyla 50 milletvekilliğinin 33’ünü alması gibi sonuçlarla karşılaşılmıştır (3).

Bu sonuçlardan sonra, ikili baraj sistemi 1995 yılında AYM’nin önüne gelmiş, AYM seçim çevresi barajını kaldırırken, %10’luk genel baraja dokunmamıştır. AYM’nin hükmünden sonra konu AİHM’e de taşınmıştır. AİHM de %10’luk ülke barajını değerlendirmiş ve “iktidar/devlet” lehine karar vermiştir. 2007 yılında alınan kararda AİHM, ülkelerin bu konuda ‘takdir marjı’ olduğuna hükmetmiştir (4).

Baraj konusunda geçmişte yapılan düzenlemeleri inceledikten sonra, günümüzde ne gibi düzenlemeler yapılabileceğine bakalım.

AYM’nin kararıyla ilgili 3 ihtimal var. Bunlardan birincisi, barajın hak ihlali olarak görülmemesi. Bu durumda değişen bir şey olmaz, %10 barajı olduğu gibi kalır. Ancak toplumun tepkisine ve yapılan açıklamalara bakacak olursak, bu oldukça düşük bir ihtimal gibi gözüküyor. Diğer iki ihtimal de, barajın hak ihlali olarak yorumlanması sonrasında alınacak ihlal ve iptal kararları.

Bu iki ihtimal de AYM için çok kolay değil. Çünkü zamanında ne AYM, ne de AİHM %10 barajında herhangi bir hak ihlali görmemişler. Yani eğer AYM, seçim barajına karşı bir karar verirse, hem kendi içtihadını değiştirecek, hem de AİHM’e karşı bir karar vermiş gibi görünecek. Burada unutulmaması gereken nokta, AİHM’in aykırılık iddiasını ‘ülkelerin takdir marjı’ olduğu savıyla reddetmesi. AYM, bu marj konusunda takdir sahibi kurumlardan biri olduğunu vurgulayabilir ve gerekçelendirebilirse, alacağı yoğun bir eleştiri yüküne rağmen kendisini ‘AİHM’le çelişiyor’ gibi gözükmekten kurtarabilir.

Eğer AYM, %10 seçim barajının bir hak ihlali olduğuna hükmederse Seçim Kanunu’nun derhal değiştirilmesi gerekir. Her ne kadar Anayasa’nın 67. Maddesinde “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.” ibaresi bulunsa da, AYM’nin hak ihlali kararları hemen uygulanır, AYM Başkanı bunu kendi açıklamasında da dile getirdi (1). 67. Madde’nin yaratacağı sıkıntı, düzenlenecek bir ek madde ile çözülebilir. İktidar partisinin, bu karara rağmen hiçbir değişiklik yapmadan seçime gitmesi de mümkün olabilir ama mümkün olup olmayacağının nihai kararını verecek olan kurum Yüksek Seçim Kurumu’dur. Ayrıca konjonktüre bakıldığında bu iktidar partisi için oldukça zor ve zahmetli bir yol olacaktır. Zira diğer tüm partilerin kararı sahipleneceği anlaşılıyor. Böyle bir ortamda ‘Ben bu kararı tanımıyorum’ demek, bir kaosa yol açabilir. Ancak sistemin yeniden düzenlenmesi için genel kurul tarafından verilecek bir ek süre, kararın önümüzdeki seçimi etkilemesini engelleyebilir. Başkan Kılıç’ın “… genel kurulumuz yasama organına yeni düzenleme için süre de verebilir.” açıklaması, bu ihtimali kuvvetlendirir nitelikte.

Tüm bu gelişmelere rağmen AYM, Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 33. maddesindeki barajı anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle ‘iptal’ de edebilir. Bu karar, ihlal kararından çok daha somut bir sonuç ortaya çıkarır, çünkü ‘iptal’ kararı ilgili maddenin direkt olarak yok olması demektir. Fakat ‘ihlal’ kararındaki ek süre meselesinin bir benzeri, bu kararda da geçerlidir. AYM, iptal kararının bir yıl sonra yürürlüğe gireceğine hükmedebilir, bu hüküm de kararın önümüzdeki seçimleri etkilemesine engel olur.

Sonuç olarak, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Anayasa Mahkemesi’nin bu meseleyi 1995 tarihli Anayasa Mahkemesi’nin ruhuna uygun bir şekilde ve 2008 tarihli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin aldığı karara uygun bir şekilde neticelendirmesini bekliyoruz.” (5) açıklaması, iktidar partisinin %10 barajıyla ilgili fikrini açık bir şekilde ortaya koyuyor. AYM Başkanı Kılıç’ın da eleştiriler sonrası açıklamalarına eklediği düzeltmelere bakarsak, seçimi etkileyecek bir baraj kararı çıkması zor gibi görünüyor. Yine de kararı verecek olan yüce mahkemedir, kararın ne olacağını hep birlikte göreceğiz. Umarız çıkacak karar ‘temsilde adalet, yönetimde istikrar’ ilkesinin, birini diğerine üstün tutmadan, tam olarak uygulanabileceği bir karar olur.

KAYNAKÇA

 

Kategori: GENELGÜNCELİNSAN HAKLARISİYASET
Etiketler:

İlgili Gönderiler