b2_2jyhlm_IHSANOGLU260620145005

Lütfü Savaş Modeli’nden Ekmeleddin İhsanoğlu Modeline

1891 • 28 Haziran 2014

 

Lütfü Savaş Modelinden Ekmeleddin İhsanoğlu Modeline

 

Hepimizin bildiği üzere ilginç bir cumhurbaşkanlığı seçimine yaklaşmaktayız. İlk defa böyle bir seçimi yapacak oluşumuz, yasal altyapılarının oldukça yetersiz olması, siyasal karşılığının kestirilemiyor olması ve yarışın adaletli gitmeyeceğine dair bir sürü kaygı bir kenara dursun, aday belirleme süreçleri ve şekillenmeye başlayan-açıklanan isimler de seçimin standart bir seçim olmayacağını bize açık şekilde göstermektedir. Bu yazıda, daha önce buna benzer bir seçim atmosferi geçirmiş bir kent olan Hatay’daki seçimi, sonuçlarını, etkilerini ve çıkarımlarını yaparak bu seçim ile ilişkilendirme yapacağım.

 

Lütfü Savaş   Öncelikle Lütfü Savaş’ı biraz tanıyarak başlayalım. Lütfü Savaş, Ak Parti 2009 Antakya(Hatay merkez ilçesi) Belediye Başkanlığı yapmış, Hatay’daki Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesinin kurucu kadrosunda yer almış ve doçent ünvanına sahip bir tıp doktoru(1). Yani bir ilçe yereli için düşünüldüğünde önemli bir akademik kimliği olan bir isim olarak nitelendirilebilir. Siyasal kimliği, muhafazakar-demokrat çizgide tarif edilen ve Ak Partinin ideoloji gözetmeksizin seçimleri kazanmaya odaklandığı bir dönemde aday göstermeyi tercih ettiği bir isim. Lütfü Savaş, Belediye başkanlığının 2. Yılında Ak Parti ile organik bağlarının kesildiğini, iç ve dış politikalarda ciddi manada ayrıştıklarını ve Ak Parti içerisinde demokratik bir ortam olmadığını ancak Ak Partiden aday olmanın o seçmene verilmiş bir söz olduğunu düşündüğü için partiden istifa etmediğini istifasından sonra dile getirdi(2). Bu siyasi tavır aşağı yukarı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun izlediği tavırla örtüşmekte. Muhafazakar-demokrat çizgideki insanların 2007ye kadar Ak Parti’den oldukça memnun, 2007-2010 arası rölantide, 2010 sonrası ise rahatsız olduğu kamuoyu nezdinde de bilinen bir durum.
Bu tanımlamayı az çok yaptıktan sonra biraz da Hatay’ın CHP tabanının tarzını, siyasi eğilimlerini ve Lütfü Savaş konundaki genel fikirlerinden bahsetmek istiyorum. CHP’nin Hatay’daki tabanı aşağı yukarı Türkiye ortalaması ile sol-sosyal demokrat-ulusalcı oranları bazında uyumlu seyretmekte. Belki bir kademe daha sola yakın olduğu söylenebilir. Hatay’ın 15 ilçesinden 3 tanesi keskin sınırlarla ayrılmış ve bölgenin Nusayrilerinin(arap alevisi olarak da bilinen) kalemle çizilerek devlet tarafından ötekileştirildiği bölgeler şeklinde. Bu 3 ilçenin 2 tanesi 2014 yerel seçimleri öncesi yeni yaratılan ilçelerden. Hatay ilk kez büyükşehir olduğundan ötürü bu düzenlemelerin yapılması gerektiği söylenerek ciddi bir etnik ayrımın yapıldığını seçim sonuçlarından da gördük. Bu 3 ilçenin 2sinde AK Partinin oyu %5’in altında kaldı diğerinde ise %20yi bulmakta zorluk çekti(3). Bu oy oranlarına bakarak ilçelerin oluşturulmasının homojen olmadığını söylemek çok zor olmayacaktır. Bu durumu anlatma sebebim, devlet tarafından her fırsatta örselenen ve devlet baskısını en ciddi hisseden halklardan birinin Hatay halkı olduğunu ve bundan dolayı muhalif-sol duruşun oldukça kuvvetli olduğunu belirtmeden önce bunun altyapısına dair önemli bir bilgi vermekti.

 

15 ilçenin 3 tanesinin CHP, 1 tanesinin MHP ve 11 tanesinin AK Parti tarafından alındığı bir şehirde, tabanın siyasi görüşünden olmayan ve eski adalet bakanına karşı seçime giren bir Lütfü Savaş modeli izledik. Seçim sonuçlarını incelediğimizde görüyoruz ki, ilçelerde kendi adaylarını çıkaran sol-sosyalist partilerin dahi büyükşehir tercihlerini Lütfü Savaştan yana kullandı. Sünni-muhafazakar ve Ak Partiden gelen bir adaya Nusayri ve solcu CHP tabanı ne tepki verdi? Bu sorunun cevabını ararken birçok bölgede farklı yaşlardan farklı düşüncelerde insanlara bu konuyu sorduğumda adaydan oldukça memnun olduklarını, CHP’nin kendi kadrolarında bu seçimi kazanabilecek bir aday görmediklerini ve bu şehri Ak Partiye teslim etmediği için bu tercihi yapan CHP’ye teşekkür ettiklerini aktardılar. Hatta birçok kişiden “Solcu olan x kişisi aday olsa ona hayatta vermezdim, bu adam en azından kazandı helal olsun” tarzı yorumları da aldım.

 

Lütfü Savaş seçimi kazandıktan sonra ne değişti? Özellikle sol kitlelerin eleştirisi “ha Sadullah Ergin(AK Parti adayı) ha Lütfü Savaş ikisi de aynı” seklinde olmuştu ve gerçekten bu eleştiri haklı çıktı mı? Hatay’daki temel değişikliklere dair gözlemler yapabilmek adına farklı yaşam tarzlarının yaşandığı bölgeleri incelemeye gayret ettim. Öncelikle, kozmopolit bir yapısı olmasına karşın tarihi boyunca siyasi gerilimlerden en uzak kalabilen şehirlerden biridir Hatay. Ancak son dönemdeki özellikle Suriye’deki olaylar ve Türkiye’nin siyasi gerginliği kente yansımış durumda. Kent bu güne kadar görmediği bir gerginliği yaşıyordu son birkaç yıldır. İnsanlar huzursuz, toplumlar birbirlerine karşı gergin, hoşgörü ortamı zedelenmiş, birkaç yıl önce geceleri güvenle gezebileceğiniz parklarda caddelerde artık dolaşılamaz olmuş. 30 Mart 2014’ün ertesinde bu gerginlik düştü, kentin tansiyonu azaldı, sert direnişiyle gündeme gelen armutlu sakinleşti, sık sık Kürt mahallelerin basıldığı Dörtyol sakinleşti, Kırıkhan-Payas-Hassa-Reyhanlı –Yayladağı tarzı muhafazakar yoğunluğun olduğu bölgelerde hoşgörünün seviyesi biraz daha artmış durumda. CHP’nin önemli oy aldığı Arsuz ilçesine bağlanan ve en yakın banka-devlet dairesi-postahaneye 80-100 kilometre uzakta olan(Hatay için çok radikal bir mesafedir bu) 3-4 kasabalık bir Türkmen bölgesi var. Bu bölgedeki değişimin özellikle incelenmesi gerekmekte. Burası sahil kenarı, kumsalları, limanı ile güzel coğrafyası olan bir bölge. Bölgede ne bir tekel bayi, ne bandrollü sigara satan bir bakkal, ne denize giren kadın, ne de akşam sahil kenarına gidip güzel manzaranın keyfini çıkaran insanlar görmek mümkün değildi. Bu saydığım aktiviteleri yapmak isteyen insanlar 30-40km ötedeki bir CHP’li ilçeye gitmek durumunda kalıyorlardı. Çünkü bölgenin tek umudu merkezi hükümetteydi ve tek bir yanlış harekette oranın yok sayılacağı ve unutulacağı düşüncesi insanları ürkütmekteydi. Yani Ak Partinin siyaseten karşı çıktığı alkol, sigara tüketimini yapmıyoruz izlenimi vermek adına tekel bandrollü sigara bulmak bile oldukça güçtü. 2-3 hafta önce bölgeye gidip biraz dolaştığımda gördüğüm manzara beni hayrete düşürdü. Sahil kenarında içkili restoranlar açılmış, kadınlar denize girmeye başlamış, akşamüstü sahil kıyısında oturup müzik dinleyen, gönlünce eğlenen gençler ve ailecek gelip çay demleyenler olmaya başlamıştı. Yaşadığın yerde sahile inip gün batımı keyfini, imkanın varken yaşayamamak çok önemli bir eksikti başka imkanı olmayan insanlar için. Yani o bölge insanının yaşamında radikal bir değişim ve sosyal yaşantılarında ciddi miktarda kalite artışı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu özel örnekteki hava kentin geneline de yansımakta. Yani muhafazakar insanlar sadece CHP’ye oy atmakla veya CHP’li bir belediye başkanı olmasıyla dinsizleşmeyeceklerini gördüler. Buna ek olarak ta sosyal yaşantılarına ve siyasi görüşlerine bağlı olarak yaşam haklarına tehdit gelmeyecek olduğuna olan inançlarının artması,  bu tabanda önemli bir ferahlık sağlamış gözüküyor. Öte yandan CHP seçmeni ise muhafazakar kökenli bir isme oy atmanın şeriatı getirmeyeceğini, tam aksine muhafazakar tabanla aralarında bir ortak değer oluşturacağını gördüler. Bu durum ise toplumlar arasında son yıllarda oluşmaya başlayan buzları önemli ölçüde eritmiş görünüyor.

 

Bu değişimin sebepleri neler olabilir? Kendi izole kıyı bölgelerinde toplumun geri kalanına oranla oldukça rahat ve ferah yaşayan CHP seçmeninin bir kenara bırakacak olursak, yaşamlarının devamı için devlet desteğine muhtaç olan ve yaşantılarından ciddi miktarlarda ödünler vermek durumunda kalan insanların hayatında CHP’li bir Lütfü Savaşın anlamı nedir? Bu iki sorunun cevabını verebilmek için derin incelemeler yapılabilir ama en temel noktada özetleyecek olursak Lütfü Savaş modeli şudur: Muhafazakar bir partide belediye başkanlığı da yapmış, camileri yıkmayacağı mezarlıklarda Yasin okutulmasını yasaklamayacağı ve toplumun dini duygularını silmeye çalışmayacağından insanların emin olduğu, öte yandan da CHP adayı olarak insanların sosyal yaşantılarından ötürü ayıplanmayacağının ve isterse namaz kılıp isterse alkol alabileceğinin garantörü olabilecek bir model. Burada bahsettiğim gözlem ve düşüncelerime ek olarak CHP’nin bir ilçe belediye başkanı ile yaptığım görüşmede, solcu ve CHP’li kimliği güçlü olan bu belediye başkanının Lütfü Savaş ile ilgili yorumu ”çok başarılı ve dürüst bir insan, hizmet aşığı, aklımızda hiç şüphe taşımadan yaptığı işlere güvendiğimiz bir belediye başkanı. Partili geçmişinin olmamasından ötürü büyükşehir meclisinde oluşan ideolojik tartışmalarda bizim kadar sert değil ancak partiyi de ciddi manada sahipleniyor. Bu tercihin yapılmış olmasından oldukça memnunuz” şeklinde olmuştu. Ayrıca Lütfü Savaş’ın seçimi kazanmasının bir başka önemli etkisi daha oldu. Hatay dünyanın en uzun kesintisiz kumsallarından birine sahiptir. 80-90km civarında kesintisiz kumsalı olan Samandağ ilçesi bu özelliğiyle gelecekte yapılabilecek bir turizm yatırımıyla dünyanın en büyük turizm merkezlerinden biri olmaya adaydır. Bunu gören AK Partinin önemli kurmayları bu bölgelerden yüklü miktarlarda arsa ve arazi satın alımı yapmaktalar. Bu mesel daha önce de medyada ciddi miktarda tartışıldı. Şu anki durumda ise, bu kumsala sınırı olan ilçelerin belediye başkanlarının da büyükşehir belediye başkanının da CHP’li olması üzerine bu yatırım(!)ları boşa düşmüş oldu. Bugün üzerine konuştuğumuz yolsuzluk iddialarında çalındığı iddia edilen paraların önemli bir kısmının bu bölgeye aktarıldığı konuşulmaktaydı ve eğer bu durum gerçekse büyük bir plan program da bu şekilde bozulmuş oldu.

 

indirEkmeleddin İhsanoğlu Modeli

 

Şimdi Lütfü Savaş Modeli’nin insanlar üzerinde oluşturdukları etkilerden genel hatlarıyla bahsettikten sonra buradan yapılabilecek çıkarımlarla Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ifade edebileceği model üzerine konuşmak istiyorum. Bu tarz bir aday çıkarmak CHP gibi bir parti için oldukça zor ve radikal görülebilecek bir karadır. Bu kararın artıları ve eksileri olacaktır. Ancak tabandaki karşılığını hesaplarken sadece CHP seçmenini göz önünde bulundurmak kanımca oldukça yanlış bir bakış açısıdır. Bir siyasi parti eğer ülkeyi yönetme iddiası taşıyorsa, aldığı kararların tüm toplum üzerindeki etkilerini değerlendirmelidir. Bu açıdan bakıldığı zaman, toplumumuzun yıllardır uyutulduğu ve artık iyice çökmeye başlayan seküler devlet anlayışının ve birlikte yaşama kültürünün tekrar canlanabilmesi için Ekmeleddin İhsanoğlu modeli önemli bir hamledir.

 

Seçim dönemleri aktif çalışıp taşradan kent merkezine birçok farklı tarzdaki oldukça fazla miktarda insanla konuşmuş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki toplumumuzun hiç ortak değeri bulunmamakta. Ne din, ne bayrak, ne devlet ne de aklımıza gelebilecek diğer özgül ağırlığı yüksek değerler toplumun ortak değeri olmaktan çıkmış durumda. İnsan hayatı dahi ortak bir değer olmaktan çıkmış ve biz ölen insanların dil, din, ırk ve siyasi kimliği üzerinden bu ölüme üzülür veya sevinir olmuş bir toplum oluşmuş. Böyle bir siyasi ortamda, eğer ki yeni ortak değerler oluşturamazsak toplumlar arasındaki o yıkılan köprüler tekrar kurulamayacak gibi durmaktadır. Bu köprüleri kurmak için solun ortaya attığı iddialarla hareket etti sol seçmeni son dönemlere kadar. Sol seçmen; muhafazakar toplumu önce eğitim seviyesi düşük olmakla itham etti ve eğitim seviyesi arttıkça bizim gibi düşünecekler dedi, muhafazakarlar üniversitelere gittiler ancak solcularla aynı sıralarda oturmadılar belki de oturamadılar. Kitap okumuyorlar her şey okuldan öğrenilmez kültür seviyeleri arttıkça sorgulamayı öğrenip bizim gibi düşünecekler dedi, muhafazakarlar kitap okudular ancak solculardan başka kitapları okudular ve solun yıllardır onların değerlerini sorguladığımız gibi onlar da solun değerlerini sorgulamaya başladılar. Kırsalda yaşıyorlar ve devlete mecburlar dedi sol ve kentlere göç edip yine aynı siyasi tutumu izlemeye devam etti muhafazakar toplum. Yani bu güne kadar sol-sosyal demokrat tabanın muhafazakar tabanla ilgili düşünceleri hep üstten bakarak oluştu ve bu düşüncelerin sonunda bu tabanlar hiçbir araya gelemedi, paylaşacak ortak nokta da bulamaz hale geldi.

 

Benim düşüncem, CHP ve tabanı bu aşamadan sonra eğer ki toplumun birbirini kucaklamasını ve barışın, huzurun hüküm sürmesini istiyor ise önce toplumu küçük görmekten vazgeçip muhafazakar tabanı bir eşit olarak değerlendirip kendini o şekilde şekillendirmelidir. Bu anlamda o tabanın değerlerini taşıyan ve dünya çapında önemli gerek akademik gerek siyasi kariyere sahip Ekmeleddin İhsanoğlu gibi bir ismin CHP tarafından aday gösterilmesi, yıllardır devam eden bu yanlış bakış açısının artık sona ermesi anlamına gelmektedir. Bu son döneme kadar CHP’nin muhafazakar tabana karşı oluşturduğu tavır MHP’nin Kürtlere karşı takındığı “bu ülkede Kürt doktor, mühendis, milletvekili, başbakan olamıyor mu sanki?” tavrından daha samimi bir tavır değildi. Süslü sözler söyleyerek insanları inandırmak mümkün değildir. CHP, muhafazakar bir insanı cumhurbaşkanı adayı olarak göstererek muhafazakar tabana gerçek manada hakkını teslim eden bir jestte bulunmuştur. Bir tabana gerçekten kıymet vermek, o tabanın yetiştirdiği değerlere bu şekilde kıymet vererek ve çok önemli makamlara layık görerek ispatlanabilir.

 

Elbette CHP ile muhafazakar tabının arasındaki buzlar tek bir seçimde veya tek bir adayla erimeyecektir. Ancak CHP, Lütfü Savaş ile yerelde gösterdiği bu olumlu ve kaynaştırıcı modeli bu defa Ekmeleddin İhsanoğlu ile tüm Türkiye vatandaşlarına gösterme fırsatına sahiptir ve buna benzer siyasi hamlelerin toplumda ortak değerler oluşturmak ve toplumun farklı tabanlarını birbirine yaklaştırmak adına oldukça önemli olduğu görüşündeyim. Eğer ki halkı kucaklamak ve sesinizi duyurmak istiyorsanız, onlara ulaşmalı ve onların değerlerine saygı duymalısınız. Şunu unutmayalım ki cumhuriyetin kurulduğunu halk 29 Ekim 1923’te değil, köylerine ilk öğretmenler gönderildiğinde ve bölgelerindeki sevilen adamlar vekil yapıldığında öğrenmişti.

 

 

 

 

 

1-http://tr.wikipedia.org/wiki/L%C3%BCtf%C3%BC_Sava%C5%9F

 

2-http://tv.cnnturk.com/video/2014/03/06/programlar/aykiri-sorular/lutfu-savas-enver-ayseverin-sorularini-yanitladi-aykiri-sorular-05-03-2014/2014-03-05T2045/index.html

 

3-http://secim2014.hurriyet.com.tr/il
/hatay-31-2

 

Kategori: GENELGÜNCELSİYASET
Etiketler:

İlgili Gönderiler