resim2

Kıvılcımdan Yangına: Hak ve Özgürlük Ateşi

4 • 2944 • 02 Temmuz 2013

Kişinin yaşama tarzı, kendisini ilgilendiren tutum ve davranışı “özel hayat” kelime grubuyla ifade edilmekte olup, herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Bu çerçevede kişinin ne giydiği, ne yediği, ne içtiği, evlenip evlenmeme kararı, kaç çocuk sahibi olacağı gibi kararlar tamamen kişiye aittir ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası özel hayatın gizliliği maddesi ile güvence altındadır.(1)

2002 yılından bu yana Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlığında; doğrusuyla, yanlışıyla yönetilen halkın sessiz sakin duruşu bugüne dek çeşitli konulara getirilen ya da getirilmek istenen sınırlandırmalar nedeniyle zaman zaman bozulmuştur. Halk; özgürlüğünü, haklarını savunma arzusuyla gerektiğinde iktidar ile karşı karşıya gelmiştir.

İnternete getirilen sansür, toplum yaşayışına müdahalenin önemli bir parçasıydı. Öncelerinde daha az kişi tarafından tepki gösterilen gelişmeler, giderek daha vahim bir hale geldi ve sonunda internet kullanıcılarında adeta sarsıntı yarattı. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun “sakıncalı kelimeler” adımı kamuoyunda büyük tepki topladı, “İnternetime dokunma!” başlığı altında uzun süre eylemler yapıldı, ancak zamanla tepkiler ilk zamanlardaki kararlılığını yitirdi. Akabinde ise “internete sansür” girişiminde ne yazık ki sonuç alındı.

Toplumsal yaşama müdahalede bir diğer tepki kürtajın yasaklanması söylemleri ile belirdi. Öncekilere kıyasla bu konuda gösterilen tepki çok daha sesliydi. Gündeme ateş gibi düşen bu konu, Türk kadınını “Kürtaj haktır, karar kadınların” çatısı altında toplamış, toplum genelinde iktidarın tutumuna tepki gösterilmesiyle bu tutumlarda geri adıma önayak olunmuş, geçici huzur sağlanmıştı.

Ne var ki yeni yasa tasarısı ile sessizlik tekrar bozuldu. Kürtaj için 10 haftalık süreçte herhangi bir değişiklik yapılmayacağı söylenerek kadınlarımız telkin edilmeye çalışılsa da, durum pek de masum olmadı. Biraz bahsedecek olursak; yeni tasarlanmış yasaya göre kürtaj yaptırmak isteyen kadın öncelikle danışmanlık hizmeti alacak, 2-4 gün düşünme süresi boyunca ikna çalışması görecek. Bilgilendirme yasada ayrıntılı şekilde belirtilmese de, ceninin kalp atışlarının dinletilmesi gibi uygulamaların da yer alacağı söylemleri olan bu yöntemin, alınması zaten zor bir karar olan kürtaj için anne adayında psikolojik şiddet yaratacağı muhakkak. Bu sürecin ardından karşılaşılacak ikinci durum ise hekimin kürtaj yapmayı kabul etme veya reddetme kararı. Yeni yasa sağlık personeline ret hakkı tanıyor. Bu maddeler değerlendirildiğinde özellikle kırsal kesimde yaşayan kadınlar ve doktorların üçüncü şahıslar tarafından baskı veya tehdit altına girmesi olasıdır. Ensest durumu yasaya dahil oluyor, ensest sonucu oluşan gebeliklerin sonlandırılmasında veli veya vasi izni aranmayıp hakim kararına göre işlem yapılacak. “Bağırmadı, tecavüze gönüllü”, “13 yaşındaki kız 27 erkekle isteyerek birlikte oldu” … gibi kararlar verilmiş davaların akıllarda bıraktığı soru işaretleri, ister istemez dava süreçlerinin her zaman hassasiyet içinde gerçekleşmeyebileceği düşüncesini doğuruyor. Ek olarak geçtiğimiz günlerde zorunlu reçete uygulamasına giren “ertesi gün hapı” ücretsiz olarak verilecek. Cinsel ilişkiden sonra 72 saat içinde mümkün olan en kısa sürede alınması gerektiği düşünüldüğünde, bu ilaçlara ulaşımın kolaylaştırılması gerekirken doktora gitme, sıra bekleme gibi prosedürler için zamanın aleyhte işlemesi mantığa aykırı bir durumdur. Yapılan diğer değişiklikler 10 haftayı geçen hamilelikte cezaların artırılması yönündedir.
Yeni yasa kabul edilmedi. Fakat tüm bu noktalar göz önünde bulundurulduğunda karar aşamasında kadının rolü gerilemiş durumdadır. İstanbul Barosunun belirtmiş olduğu gibi, kadının kendi bedeni üzerinde karar vermesi esasından vazgeçilmemeli, kürtajın azalması için cezalandırmaya dayalı değil çeşitli sosyo-ekonomik-hukuki destekler ile çözüm aranmalıdır.(2)

Yine toplumsal yaşama sınırlandırma getiren bir başka adım, alkol yasası değişiklikleri oldu. Daha önce dindar nesil istediğinden bahseden Recep Tayyip Erdoğan, “kafası kıyak dolaşan” bir gençlik istemediğini de ifade etti.(3) Fakat bu düşünce, toplumun kimi kesimleri tarafından samimi karşılanmadı. Yasaklamalar yerine denetimlerin artırılmasının, bilinçlendirmeye yönelik adımlar atılmasının daha uygun olacağı düşüncesi oluştu. Çeşitli yollarla vatandaşlar rahatsızlıklarını duyurduğu halde tasarıda herhangi bir değişiklik yapılmadı. 22:00-06:00 saatleri arasında alkollü içkilerin satışının yasaklanması duyulan en büyük sınırlamaydı. Bu saatler arasında illegal yollarla satışın nasıl engelleneceği büyük merak konusu. Alkollü içkilerin reklamı ve tüketiciye yönelik tanıtımı tamamen yasaklandı, özendirici veya teşvik edici kampanyaların, promosyon ve etkinliklerin yapılamayacağı hükme bağlandı. Bu karar, sektör rekabetçileri için oldukça büyük bir kısıtlamaydı. Bir diğer kısıtlayıcı karar ise televizyonlarda yayınlanan dizi, film ve müzik kliplerinde alkollü içkileri özendirici görüntülere yer verilmeyecek olmasıydı. Bu karar doğrultusunda senaristlerin, yönetmenlerin projelerinin büyük ölçüde etkileneceği aşikar. Sanat dünyasına getirilmiş böyle bir dayatmanın sanatçılar tarafından hoş karşılanmaması şaşırtıcı olmayacaktır. Yeni yasanın benzer nitelikte birçok kısıtlaması mevcut.(4) “Yasak değil, düzenleme” sözlerinin ardından “Anayasal sorun görürsem gereğini yaparım” diyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Gezi Parkı eylemlerinde de konu edilen, alkol satışını “düzenleyen” yasayı onayladı. Sürecin rahatsızlıklar giderilmeden, yeterince açıklık getirilmeden ve halkın sesi dinlenmeden gelişmesi; toplum üzerinde huzursuzluk yaratmıştır.

Yaşananların ışığında tane tane biriken tüm duygular, Gezi Parkını korumak üzere başlayan eylemin ilerleyen günlerde daha harlı yanan bir ateşe dönüşmesiyle dışa vuruldu. Polisin vatandaşa karşı orantısız kuvvet kullanmasıyla Türkiye geneline yayılan direniş, iktidarın tutumu ile birlikte çok daha büyük bir boyuta ulaştı. Başta mücadele edilen Gezi Parkı olmasına karşın, gelişen durumda hak ve özgürlüklerin savunulması haline geldi. Kiminin amacı kesilen ağaçlara, kiminin katledilen doğaya, kiminin Emek Sineması’na, kiminin üçüncü köprüye, kiminin orantısız güç kullanımına, kiminin otoriter tavra, kiminin devlet tiyatrolarının özelleştirilmesine, kiminin kaldırılan T.C. ibarelerine, kiminin alkol kısıtlamalarına, kiminin yatak odasına yapılan müdahalelere, kiminin cinsel tercihinin sorgulanmasına, kiminin Uludere’ye, kiminin Reyhanlı’ya, kiminin baskıya, kiminin şiddete karşı düşüncelerini, sesini duyurmak oldu. Ana akım medyanın hiçbir şekilde eylemlere dair nitelikli haber yapmaması büyük hayal kırıklığı yarattı. Toplumun her kesiminden vatandaş sadece fikirlerinin dinlenmesi için sokaklara döküldü. Hiçbir plan dahilinde olmayan, yalnızca biriken duyguların tıpkı bardaktan taşarcasına dışa atılışı oldu direniş. Ne var ki iktidar bu durum karşısında tüm Türkiyeyi temsil ettiğini göz ardı ederek, eyleme katılan düşünce sahibi vatandaşların mücadelede hak payı olduğunu tüm dünyanın gözü önüne sermiştir. 1’i polis olmak üzere 4 vatandaşımızı kaybettiğimiz, yüzlerce yaralanmanın yaşandığı bu kanlı süreç Türkiye tarihinin asla unutulmayacak bir parçası olmuştur.

Yaşanan tüm gelişmeler; Türkiye vatandaşlarının hiçbir koşulda dayatmalara, sınırlanmaya göz yummayacağını, hak ve özgürlüklerini her zaman savunacağını, özel hayatına müdahaleyi gözü kapalı kabul etmeyeceğini göstermiştir. Tüm bu tecrübelerin ardından iktidar sahipleri yalnızca oyunu aldığı kesimin değil, tüm Türkiye’nin temsilcisi olduğunun bilincinde, hassasiyetle adımlarını atmalıdır. Demokrasi sandığa indirgenmeyip, halkın birliği ve bütünlüğü göz önünde bulundurulmalıdır.  Alınan kararların Amerika ya da gelişmiş batı ülkelerinde uygulanıyor olması değil; özel hayatı etkilememesi, kişinin yaşamına saygı çerçevesinde olması üzerinde durulmalıdır. Otoritenin değil, uzlaşmacı bir tutumun sergilenmesi her zaman yönetimi kolaylaştıracak ve huzur ortamını sağlayacaktır.

Kaynaklar
1) T.C. Anayasası 20. Madde
2) İstanbul Barosu “Üreme Sağlığı Yasa Tasarısı” Basın Duyurusu
3) ntvmsnbc.com
4) Resmi Gazete 11.06.2013

Kategori: İNSAN HAKLARI
Etiketler:

İlgili Gönderiler