black_and_white_hands

Türkiye’deki Renk Ayrımı

2638 • 28 Haziran 2013

Sosyolog Nilüfer Göle tarafından Türkçemize kazandırılmış bir kavramdır ‘Beyaz Türk’ kavramı.

Nilüfer Göle, Beyaz Türkleri; Türkiye’nin “ilericileri” olarak, asker-sivil bürokrasi ve entelektüeller şeklinde tanımlamış(1). Daha sonraları farklı birçok tanım yapılmış.

Örneğin Mustafa Akyol; “Çoğu kolejlerde, hatta yurtdışında okumuş, 1980 sonrası ortamda büyüyerek köşe dönme kültürünü özümsemiş, iyi mesleklere, batılı yaşam standartlarına kavuşmuş, genç ve orta yaş kuşağı insanlarımız” (1) demişken, Fatih Altaylı; “En beyaz Türk ancak Michael Jackson kadar beyaz olabilir (2).” demiş ve Atatürk başta olmak üzere bu ülkede bir yere gelmiş, farklı işler yapmış herkesin “zenci Türk” olduğunu söylemiştir.
Bu tanımı en sık kullananlardan biri de Başbakan R. Tayyip Erdoğan’dır. Kendisinin ve ona destek verenlerin “Zenci Türk” olduklarını, onlardan olmayanların –son günlerdeki moda deyimle diğer %50- imtiyazları sürekli kendi elinde tutmak istediğini, diğerlerinin bu fırsatlardan yararlanmasını istemediklerini söyler. Bu yakıştırmaları daha çok anamuhalefet partisine yapan başbakan, “ Onlar… kapıcı çocuğu kapıcı kalacak derler.(3)” Gibi ifadelerle sözlerini örneklendirmiştir. Beyaz Türklerin, diğer kesimi (kendisini de bu gruba katarak), operadan, mimariden, sanattan anlamayan insanlar olarak gördüğünü söyler. Her ne kadar Kars’ta yaşanan “ucube” heykel krizi Erdoğan’ın sanat anlayışını ortaya koysa da, bahsettiği “Zenci Türk” kavramı dünyanın her yerinde ezilen azınlık anlamına gelmektedir. Kendisini ve destekçilerini, ezilmedikleri halde neden ezilen azınlık gibi göstermeye çalıştıklarını anlamış değilim. Aslen bu “Siyah Türk” kavramı, kültürle çok bağlantılıdır.
Mümin Sekman’ın ‘Türk Usulü Başarı’ adlı kitabında yaptığı tanımda olduğu gibi; “Siyah Türkler arabesk ve halk müziğini; Beyaz Türkler Batı müziğini sever. Siyah Türklerde taksinin ön koltuğuna; Beyaz Türklerde arka koltuğuna oturmak makbuldür. Siyah Türkler görücü usulü ile; Beyaz Türkler baloda, gece klüplerinde, partilerde tanışarak evlenir. Siyah Türkler otobüs terminallerini, Beyaz Türkler havaalanlarını tercih eder. Beyaz Türkler papyon takar, Siyah Türkler tespih çeker.(1)” Bu tanım daha çok Siyah Türk’ü Türk kültürüne bağlı, Beyaz Türk’ü ile Batılı özentisi olarak göstermiştir. Nitekim “Beni yurtdışında Türk’e benzetmiyorlar.” diyen birçok insan Türklüğünden utanmaktadır diye düşünüyorum.
Aynı şekilde Mine Kırıkkanat’ın, “Halkımız Eğleniyor” başlıklı, Radikal gazetesindeki işinin sonlandırılmasına neden olan yazıdaki tanımı ve kullandığı ifadeler ( “Belki balık sevseler, pişirmeyi bilseler, kirli beyaz atletleri ve paçalı donlarıyla yatmazlar, hart hart kaşınmazlar, geviş getirip geğirmezler, zaten bu kadar kalın, bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı da olmazlardı!” “Tabii ki onların da eğlenmeye, dinlenmeye hakları var. Ama burada mı, böyle mi?” (4)gibi) Siyah Türk’ü aşağılık bir varlık, görsel kirlilik vb. olmaktan çok öyle insanlarla aynı ortamda bulunmaktan dolayı kendini kötü hissetme ve kendisi ile aynı ortamı hak etmediğini düşünme gibi bencilce bir düşünceye sahip olduğunu düşündürmekte. O insanların parklarda, bahçelerde yaptıkları şey yanlış ve yasaksa tabii ki önüne geçilmeli. Belediyesi, polisi bu işe el koymalıdır. Ama onlara hakaret etmek, insan haklarına saygısızlığa ve ırkçılığa girer.
Mümin Sekman’ın “Gri Türk” tanımı Fatih Altaylı’nın “Zenci Türk” tanımıyla birçok yönden benzeşmektedir, “Gri Türkler: Siyah Türk olmaktan çıkmış ancak Beyaz Türk olamamış kesim.”
“Çoğunluğunun anne babası Siyah Türktür. Bazı yönden köylü, bazı yönden kentli, bazı yönden doğulu, bazı yönden batılıdırlar. Bazı konularda Beyaz Türkler gibi bazı konularda Siyah Türkler gibi yaşarlar. Başarılı işler yaparak yükselen her Türk Gri Türk grubuna girer.”
Şu an yaşadığımız toplumda, Beyaz Türk olduğunu düşünen kesimin %90’a yakını bence bu tanıma uymaktadır. Çünkü bu tamamen bir gelişmişlik ve kültür tanımıdır. Türk halkı geçmişten bugüne hep göçebe olarak yaşadı. Dolayısıyla mimari, müzik, yemek vb. bir çok alanda kat edilen gelişmeler ancak hızlı, pratik ve göçebeliğe uygun şeylerin ortaya çıkmasına sebep olabilmiştir. Dilimiz bile kısa (az heceli) fiillerle dolu. Avrupa ise yerleşik düzende sanat dallarını geliştirecek, farklı sesler, farklı tatlar arayacak, üretecek daha fazla vakte sahipti.

Amerikalılar bifteği kanlı yedikleri için “iğrenç, yamyam” olmuyor, bu onların kültürü deniyor da, bizim insanımız mangal yaptığı için Siyah Türk oluyor ve niye bizim kültürümüz de böyle denmiyor.
“Türk milleti anca şiş kebap yapar, deniz kenarında balık yemezler.” diyen insanlar, Orta Asya’da deniz olmadığını, Türk kültürünün deniz ile ne kadar geç tanıştığını, dahası Türkiye’de deniz görmeden ölen binlerce insan olduğunu unutmuş gözükmektedirler.
İlkokuldan beri “gelişmekte olan” bir ülkeyiz diye öğretildi bize. Peki gelişmekte olan bu ülkenin karnı doyan, şanslı doğmuş evlatları, sonradan veya dededen “Beyaz Türk” olan vatandaşları, bu ülkeyi geliştirmek istiyorsanız neden ülke içinde bölücülüğe sebep oluyorsunuz? Beyazı, grisi, siyahı hepsi Türk değil mi? Herkes iyi şartlarda yaşamak istemiyor mu? Herkes özgür yaşamak istemiyor mu? Bu insanlar bir hata yaptıysa hata, yalnızca bu insanlarda değil, insanları böyle yetiştirende, eğitimini eksik verende, eğitimciyi iyi denetlemeyende de aranmalı. Hatta esas problem Türklüğünden utanan insanlarda, bir çok saçma sebeple ülkeyi bölüp insanlarımızı birbirine düşürmeye çalışanlardadır.
KAYNAKÇA
http://www.muminsekman.com/siyah-turk-beyaz-turk-sorunu.html
http://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli/822703-en-beyaz-turk-michael-jackson-kadar-beyazdir
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/22669792.asp
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=159792

Kategori: GÜNCELİNSAN HAKLARISİYASET
Etiketler:

İlgili Gönderiler