876_390585471059867_1088634367_n

Gezi Parkı Dayanışması ve Umutlar

1573 • 16 Haziran 2013

      Türkiye, başta bir grup çevrecinin taksim gezi parkına yapılacak olan topçu kışlası ve AVM sebebiyle ağaçların kesilmesini protesto etmek amacıyla başlattığı, ancak daha sonra eylemcilere uygulanan polis şiddetini protesto eylemlerine dönüşen olaylarla dünya medyasında 1 numaralı gündem konusu durumunda. Olayların boyutunun gün geçtikçe büyümesi ve toplam 77 ilde protesto gösterilerine neden olmasında başbakanın siyasi üslubu ve protestoculara karşı takındığı küçümseyici tavır en büyük etken. Peki, şimdiden Türk siyasi tarihinin en önemli kırılma noktalarından biri olarak kabul edilen gezi parkı eylemlerinin Türk toplumsal hayatında ne gibi yansımaları olacak?

 

  
      Eyleme katılan ve yaş ortalaması 28 olan genç nüfusun, toplumun çok farklı kesimlerinden olmalarına rağmen buluştukları ortak bir payda var: Temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığını düşünmeleri(1). Düşünce üzerine uygulanan baskılar, tarafsız bilimin sekteye uğraması, insanların özel hayatlarına yapılan müdahaleler, tüm ülkeyi parti disiplinine alma çabaları, halkın bir kısmında ülkedeki demokrasi geleceği hakkında endişeler oluşturmakta. Tarihteki dikta rejimlerinin büyük çoğunluğunun sözde demokratik yollarla güce sahip olduğunu düşünürsek, sağlıklı bir demokratik yönetimin yolunun, denetleyici kurumlardan geçtiği su götürmez bir gerçek. Meclis ve yargı gibi denetleyici kurumların işlevsiz hale getirildiği bir ülkede iktidar meşruiyetini halktan değil kolluk kuvvetlerinden alır. Son günlerde ülkemizde yaşanan ve en hafif deyimiyle polis terörü olarak açıklanabilecek durumun açık sebebi budur.

 

      Daha önce Reyhanlı’da, Uludere’de ve birçok olayda kargaşa ortamını medya manipülasyonuyla ve ustaca planlanmış siyasi hamleleriyle yöneten başbakan, gezi parkı eylemlerinde de bu stratejisinin tutacağını hesaplamıştı. Başbakan olma bilincini kaybedip olaylar üzerinden oy hesabı yapan ve insanların canlarına ve fikirlerine istatistik olarak bakmayı kendisi için bir sorun olarak görmeyen başbakan, olayları halk nezdinde marjinalleştirip sarsılmaz otoritesini güçlendirmeyi amaçlamıştır. Ancak meydandaki halk öfkelidir ve siyasi manevralarla kandırılamayacak kadar da eğitimlidir. Protestocuları sürekli tahrik edip toplumun kutuplaşması yönünde politikalar güden başbakan, bir sonraki seçimdeki oy potansiyelini arttırmayı hedeflemiştir ancak, düne kadar apolitize durumda olan bir genç nüfusun kendine karşı bilenmesini hesap edememiştir. Yaptığı ilginç alkolizm tanımlarından ve “her şeyin en iyisini ben bilirim” edasından da anlaşılacağı gibi etrafındaki insanlar tarafından sürekli kutsanması sebebiyle kendisinin süper egosu tehlike sınırını çoktan geçmiştir. Başbakan her ne kadar birçok aksağı bulunan bir seçim sisteminin içinde büyük bir oy çoğunluğuyla başa gelse de, bu ona, ülkesini kendi siyasi fantezileri uğruna bir uçuruma sürükleme lüksünü vermez, vermemelidir.

 fft64_mf1482509

      2013 Haziran’ında tüm ülkeyi saran gezi parkı eylemlerini dünyada yaşanan geçmişteki muadillerinden ayıran en önemli özelliği ise bilgi teknolojilerinin çok daha gelişmiş olduğu bir zaman diliminde gerçekleşmesidir. Devlet uyguladığı terörü her ne kadar güdümlemiş olduğu medya kanalıyla yönlendirmeye çalışsa da, olaylar hakkındaki tüm belgeler ve görseller internet kullanıcıları tarafından dikkatle izlenmekte ve kaydedilmektedir, yani artık kral çıplaktır ve her kim yetkilerini kötüye kullanıp, yalana ve yolsuzluğa başvurmuşsa yalanlarını kitlelerden saklayamayacaktır.  Her ne kadar iktidar kurumu ve ana akım medya eylemleri gezi parkıyla sınırlandırmaya çabalayıp, protestoculara marjinal yaftası yapıştırmaya çabalasa da işlenmemiş ve sansürsüz bilgiye erişim olanaklarının çok hızlı arttığı bu dönemde bu girişimlerin başarıyla sonuçlanması imkansıza yakındır. Her iki görüş tarafından yaratılmaya çalışılan olağanüstü bilgi kirliliği zaman süzgecinden geçtikten sonra geriye polisin kendi halkına uyguladığı olağanüstü şiddet gibi saf gerçekler kalacaktır.

 

      Gezi parkı eylemleri, toplumun her alanında farklılaştırılan, farklı ülkülere sahip olmaya zorlanan kitleleri özgürlük çatısı altında bir araya getirmiştir. Toplumlar artık başlarında otoriter bir lider bulunmadan da eşitçe yaşam ve paylaşım sorunun adilce çözüldüğü bir Türkiye için umut ışığını görmüşlerdir. Ancak mücadele yeni başlamıştır. Taleplerin gezi parkıyla sınırlı kalmayıp toplumun her alanında özgürlük arayışlarına evrilmesi gerekmektedir. Özellikle inanç ve düşünce özgürlüğü öncelikli sırada olmalıdır. Demokrasi taleplerinin içinde seçim barajının olmadığı veya %3 leri aşmayacak şekilde düzenlendiği daha demokratik bir yapı hedeflenmelidir. Toplumun parlamenter sisteme olan güvenini tazelemek için bu vazgeçilmeyecek bir taleptir. Ayrıca yaşanan insan ölümleri konusunda iktidar daha hassas davranmaya zorlanmalıdır. Vatandaşın tarafsız haber alma özgürlüğü her ortamda dillendirilmelidir. Toplum, itaat edeceği bir lider olmadan da bağımsız ve güçlü olunabileceği konusunda ikna edilmelidir. Sonuç olarak gezi parkı eylemlerinin ülkede yeni bir halk gücü oluşturduğu açıktır. Bu halk gücünün sandığa yansıması ve protesto hakkının daha da genişlemesi için gezi parkı hareketinin hem siyasi arenada hem de meydanlarda güçlenmesi zaruridir.

 

KAYNAKÇA                                                                       

1- http://www.radikal.com.tr/turkiye/genclik_once_ozgurluk_diyor-1137672

 

 

Kategori: GÜNCELİNSAN HAKLARISİYASETTEORİ
Etiketler:

İlgili Gönderiler