march-paper-shredding-2

Türk Akademisindeki İntihal Sorunu

1574 • 24 Ocak 2013

“Üniversitelerinde bilimsel hırsızlığın doğal karşılandığı bir ülkenin elbette tüm yaşam alanları soyulacaktır.”(1)

İntihal, bir diğer deyişle bilimsel aşırma, günümüzün bilim dünyasının en önemli sorunlarından birisi. Topluma yön vermeleri ve entelektüel olmaları beklenen bilim insanlarının yapmış oldukları, “toplumsal cinayet” olarak adlandırılabilecek bu suçun ülkemizde profesyonelleşmesi ve yaygınlaşması ülkenin akademik geleceği açısından endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. Ailesinden ve yakın çevresinden yeterli eğitimi alamamış kişilerde görülen bu iradesizlik sorununun ülkemizdeki yansımalarına bakarsak, tablonun hiç de iç açıcı olmadığını rahatlıkla görebiliriz. Ülkenin en önemli eğitim kurumlarına kadar sirayet eden bu hastalığın birçok nedeni bulunuyor. Bunların başında ise Türkiye’nin bir bilim kültürüne sahip olmaması geliyor. Üniversitelerin birer araştırma merkezi olmaktan çok diploma dağıtan meslek yüksek okullarına dönüşmesi ve kendi finansal yapılarını oluşturamayıp özerk olamamaları, siyasilerin bilim dünyasına müdahaleleri ve bilimin siyasileşmesi, bazı üniversitelerdeki işleyiş mekanizmalarının yok olmasına sebep olan ve kayırmalara yol açan ahbap-çavuş ilişkileri, bu kültürün oluşmasına engel olan belli başlı sebeplerden sadece bir kaçı. Bir diğer unsur ise Yüksek Öğretim Kurumu’nun akademisyenlere uyguladığı “kaç yayının var?” dayatması. Çünkü daha fazla akademik yayına sahip kişiler bütçeden daha fazla pay almakla kalmayıp, bilimsel konferanslara katılma önceliğine sahip oluyor daha da önemlisi akademi dünyasında daha hızlı yükselme şansına sahip oluyor. Peki, akademi dünyasında kilit bir rol oynayan ve kişiyi intihal yapmaya teşvik eden bu sihirli sözcüğün, “akademik yayının”, gerçekleştirilişi hangi şekillerde oluyor?

Ülkemizde genellikle bu yayınlar, maalesef, sahip olması gereken bilimsellikten uzak bir şekilde, alanında yapılan eski çalışmaların bir derlemesi olarak ortaya çıkıyor. Bunun en iyi kanıtı ise yapılan çalışmaların endüstriyel  sahada ne kadar başarılı olabildiğinde yatıyor. Yüksek Öğretim Kurumu eski başkanı Yusuf Ziya Özcan bir demecinde bu durumdan şöyle bahsetmekte:

“Bizde 27 bin makale basılıyor. Bunlardan patent alınan makale sayısı 85 civarında. İsrail’de 4 bin civarında makale basılıyor, 1500’üne patent alınıyor.” (2)

Şayet gerekli önlemler alınmazsa , sadece birkaç bilgisayar programı bilen ve literatürü gazetelerden takip etme olanağına sahip herkes yüksek lisans ve doktora tezi yazma yeterliliğine sahip hale gelebilir.Bu başıbozukluk ayrıca akademik unvanların ulufe gibi dağıtıldığı bir ortamıda beraberinde getirebilir.(3) Bu soruna temel olarak ise üniversitelerimizdeki bir kısım akademisyen adaylarının, yaptıkları işi sadece bir sıçrama tahtası olarak görmeleri ve bilimsel literatüre katkı yapmak yerine koltuk sevdasına düşmeleri gösterilebilir. Ayrıca öğrencilik yıllarında kısmen veya direkt olarak intihale karışmış bazı akademik danışmanların bu suça göz yummaları da bizlere kötü akademinin kendini finanse ettiği gerçeğini tüm çıplaklığıyla gösteriyor.

Sorun daha derinlemesine incelendiğinde, yönetim ve denetim mekanizmalarındaki bozukluklar aslında suçlunun, tek bir kişi veya tarafta aranmaması gerekliğini yüzümüze çarpıyor. Maalesef ülkemizde yayınlanan yüksek lisans ve doktora tezlerinin büyük bir kısmı erişime açık değil ve erişime açılmasındaki tek kıstas tez sahibinin keyfi kararları. Ülkenin saygın eğitim kurumu olarak gösterilen Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde de durum pek farklı değil. ODTÜ’de mevcut tezlerin %64.24 ü erişime kapalı durumda ki bu sayı tabela üniversiteleri olarak adlandırabileceğimiz akademik kadrosu ve öğrenci profili tam oturmamış devlet ve vakıf üniversitelerinde daha da fazla.(4)

Tüm bu anlatılanlar ışığında ülkemiz gibi herşeyin rayında gitmediği ülkelerde, fabrikasyon bilime dur diyecek ezber bozan bilim adamlarına ihtiyaç vardır. Yönetimsel olarak bir çözüm önerisi getirmek  gerekirse sorunun çözümü olarak denetimlerin sıklaştırılması ve daha katı kuralların uygulanarak cezaların ağırlaştırılması bir çıkış kapısı olarak görülebilir ancak Türkiye gibi modernizmi yakalama amacında olması gereken ülkelerin daha uzun vadede düşünmesi ve kişilerin oto-kontrol mekanizmalarını harekete geçirecek eğitim hamlelerinde bulunması gerekir. Belki de bu, bilimin ve getirilerinin önemini kavrayabilmiş bir toplumla daha kolay bir şekilde başarılabilir.

KAYNAKÇA

(1) http://plagiarism-turkish.blogspot.com/

(2) http://www.zaman.com/columnistDetail_getNewsById.action?newsId=1203672

(3) http://wap.milliyet.com.tr/Columnists/ColumnistArticle.aspx?ID=1581167

(4) http://subjektif.org/2012/09/turkiye-akademisinin-arka-sokaklari/

Kategori: TEORİ
Etiketler:

İlgili Gönderiler