ataturk

Atatürk’ü Anlamak

1 • 2617 • 30 Ağustos 2012

“Devrimin amacını anlamış olanların onu korumaya her zaman güçleri yetecektir. “

Mustafa K. Atatürk

Son yüzyılda dünyamıza gelmiş en büyük dehalardan biri Mustafa Kemal. Devlet adamı kimliğinin yanında, toplumsal ve kültürel sorunları ele alış biçimi onu çağdaşlarından farklı kılan en önemli özelliklerinden biri. Ekonomik ve siyasi olarak çökmekte olan bir imparatorluğun son demlerinde dünyaya gelmiş, gençliği boyunca yoksulluğu birçok kez tecrübe etmiş, hayatını geleceğe dair planlar yaparak ve uygulayarak geçirmiş bir düşünce adamı o. Düşünen her birey gibi o da toplumun aksak yönlerini belirlemiş ve tarihin ona yüklediği misyonla beraber önce askeri kimliği sonra da devlet adamlığıyla dünya tarafından tanınmıştır. Burada anlatmak istediğim kendisinin müthiş dehası ve özelliklerinden çok, bugün fikirlerinden nasıl yararlanırız sorusunun cevabını aramaktır.

Çocukluğundan beri iyi düzeyde gözlem yeteneğine sahip ve iyi bir okur olan Mustafa Kemal, Avrupa’daki aydınlanma ve çağdaşlaşma hareketlerini dikkatle incelemiş, doğu ve İslam felsefelerini anlamaya çalışmış, tarihe ve toplumbilime merak duymuştur. Amacı, istiklal savaşının kazanılmasından sonra kuracağı çağdaş toplumda, düşünen bireyler yaratmak ve ülkesini medeniyetle tanıştırmaktı. Kendisi bu durumu

“Bizi uygarlık yolunda yükseltecek olan, bütün insanlarımızı düşünebilen insanlar yapmaktır.(1)”

sözleriyle açıklamış ve bunun yolunun eğitim ve bağımsız ekonomiden geçtiğini savunmuştur. Cephede dahi elinden kitabını bırakmayan, düşmanın top sesleri duyulduğunda bile İslam Tarihi üzerine araştırmalar yapan Atatürk, bizlere asıl mücadelenin halkın kafasındaki köhneleşmiş zihniyete karşı verileceğinin mesajını vermiştir. Bu yüzden okumak ve araştırmak yani Mustafa Kemal’in izinden gitmek belki de, toplumumuzun yeni bir Atatürk bekleme hastalığına son verebilir, kendi potansiyelimizi keşfetmekte bizlere yardımcı olabilir. Atatürk’ün çağdaşlaşmadaki amacı hiçbir zaman küçük İngiltereler, Fransalar yaratmak değildi. O belki de kafasındaki ideal toplumu yeni Türkiye’de yaratarak dünyadaki uygarlık sorununa bir çözüm getirmeyi amaçlıyordu. Bu minvalde açılan halkevleri, halkodaları, toplumun kültürel ve sanatsal yönünün ilerletilmesi çabalarının en belirgin örneğidir. Günümüzde ise halkın sanatsal paylaşımlarını yapacağı bir ortam bulunmamakta, halk sanata ve kültüre değil düşünmemeye ve evde televizyon izlemeye mahkûm edilmektedir.

Şunu önemle vurgulamak isterim ki İstiklal Savaşı Atatürk ve etrafındakiler için farklı şeyleri ifade etmekteydi. Savaş Atatürk için bir araç diğerleri için ise bir amaçtı. Hilafet ve saltanatın kaldırılması, planlanan halkçı devrimler sadece Atatürk tarafından birkaç kişiyle paylaşılmış, yeni demokratik sistemin temelleri Atatürk tarafından inşa edilmişti. Atatürk cumhuriyet sonrası devrimlerini bir bir sıralarken amaçladığı şey toplumca tabu olarak kabul edilen şeyleri yıkmaktı.

“Şapka giydirdim ki başa giyilen şeyle din değiştirilmeyeceğini anlasınlar.(2)”

diyerek şapka devriminin bir gardırop meselesi değil bir zihniyet meselesi olduğunu anlatmak istemiştir. Bunu ezanın Türkçeleştirmesinde veya yeni Türk alfabesinin kabulünde de görebiliriz. Bu bize Atatürk’ün en kuvvetli yönünü, sürekli devrimciliğini gösterir. Bir devrimci meşruiyetini kendi gücünden alır(3). Onun Osmanlı Devleti’nin devamı olma ya da kendini bir takım insanlara karşı hoş gösterme gibi bir derdi yoktur.

“Aslında kültürel anlamda Atatürkçülük, ne İslam düşmanlığı ne de batı hayranlığıdır. Kültürel açıdan Atatürkçülük, Türk kültürünün ulusallaşarak, evrensel boyutlara ulaşmasının savaşını vermektir. Çünkü Atatürk, bir ortaçağ imparatorluğundan, çağdaş bir ulusal devlet yaratma çabasını simgeler.(4)”

diyor Emre Kongar. Ancak gelişen süreç Atatürk’ü bambaşka bir konuma sokmuştur. Hayatı boyunca savaştığı bağnazlık ve egemenliğin belli bir zümreye ait olması durumu bugün Atatürk’e haksız bir şekilde yapıştırılmaya çalışılmaktadır. Bir demokrasi adamı olan, savaşın patlak verdiği yıllarda bile genelgeler yayınlayıp, kongreler düzenleyerek, hatta meclis gibi bir nimeti açarak kurtuluş hareketini halka mal etmeye çalışan Atatürk bugün batı hayranı olmakla ve ülkeyi demir yumrukla yönetmekle itham edilmektedir. Bunda Atatürk’ün ölümünden sonra sözde Atatürk adına politikalar uygulayan siyasilerin etkisi büyüktür. Her nasıl Marx, Stalin’in yaptıklarından; Keynes, vahşi kapitalizmin vukuatlarından ya da Hz. Muhammed(s.a.v.) dünyadaki sözde İslam adına yapılan katliamlardan sorumlu tutulamazlarsa, Atatürk de haleflerinin sözde “Atatürkçü” politikalarından sorumlu tutulamaz. Bu ülkede Atatürk ilke ve inkılâplarının etkisinin azaltıldığı ileri sürülerek askeri darbe yapıldığını hatırlarsak söylediklerim daha anlaşılır hale gelebilir(5). Buradan çıkarılması gereken husus, bugün kendini Atatürkçü veya Kemalist olarak nitelendirenlerin Atatürk’e karşı uygulanan karalama kampanyasının farkına varmaları, gerçekleri korkusuzca söyleyebilme cesaretini gösterebilmeleridir.

Atatürk dünyada faşizanlığın hızla tırmandığı 1930’larda halkı arasında din ve ırk ayrımı yapmamış, kurucu kadroda birçok etnik kökenden kişilere yer vermiştir. Ayrıca Atatürk şu an Kürt toplumunun haklarını savunduğunu iddia eden güruhtan farklı olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu da yaşayan halkımız için toprak reformunu öngörmüş, aşiret ve ağalık düzenine savaş açmıştır. Doğuda reformu savunan, halka işleyebilecekleri toprağı dağıtma amacı güden Atatürk mü, yoksa küresel sermayenin emir eri haline gelmiş, aşiret reislerinin eşbaşkanlık yaptığı siyasi partiler mi halkın hakkını savunabilir? Halkımız uygulanması gereken doğru politikaları televizyonlardan öğrenemez, ancak okuyarak ve düşünerek bulabilir.

Günümüzün cemaatlerin sektör, hoca efendilerin yol gösterici olduğu Türkiye’sinde, Atatürk’ün fikirlerinin bu kadar geri planda kalmasının bir sebebi de onu halktan koparıp marjinalleştirme çabalarıdır. Atatürk, sanki fikirlerinin kanunla korunmaya ihtiyacı varmış gibi Atatürk’ü Koruma Kanunu çıkartılarak, tüm ülkeye hediye ettiği bayramların stadyumlara hapsettirilmesiyle, koca bir düşünce sistemini heykellere ve büstlere sıkıştırarak, halkından koparılmaya çalışılmaktadır. Neoliberal-İslamcı politikalar bu ülkenin kaderiymiş gibi sunulmaktadır. Ona karşı yapılacak en büyük kötülük onu ilahlaştırıp yanılmaz olduğunu iddia etmek, hatalarını görmemezlikten gelmektir.

Bugün elbette ki amaç herkesin Atatürkçü veya herhangi bir düşünce sistemine ait olduğu bir toplum yaratmak değildir. Her türlü fikrin özgürce dile getirebildiği, demokrasinin çoğulculuk ilkesinin muhafaza edildiği, içinde mutlu insanların yaşadığı, sorunların akli yollarla çözüldüğü tam bağımsız bir Türkiye hayalini en azından ben taşımaktayım. Gazi Mustafa Kemal de herhalde bugün söylenebilecek en güzel cümleleri bundan yaklaşık 1 asır önce şu sözcüklerle ifade etmiştir.

“İnsan ömrü yapılacak işlerin azameti karşısında çok cüce kalıyor… Geçtiğimiz yerlerde fabrikalar görmek istiyorum, ekilmiş tarlalar, düzgün yollar, elektrikle donanmış köyler, küçük, fakat canlı tertemiz, sağlıklı insanların yaşayabileceği evler, büyük yemyeşil ormanlar görmek istiyorum.  Gürbüz çocukların, iyi giyimli çocukların, yüzleri sararmamalı, dalakları şiş olmayan çocukların okuduğu okullar görmek istiyorum. İstanbul’da ne medeniyet varsa, Ankara’ya ne medeniyet getirmeye çalışıyorsak, İzmir’i nasıl mamur kılıyorsak, yurdumuzun her tarafını aynı medeniyete kavuşturalım istiyorum. Ve bunu çok ama çok yapmak istiyorum. Dedim ya, insan ömrü çok büyük işleri başarabilecek kadar uzun değil. Mamur olmalı Türkiye’nin her bir tarafı, müreffeh olmalı…

Devletin yapamadığını, millet; milletin yapamadığını devlet yapmalı. Her şeyi yalnız devletten ya da her şeyi yalnız milletten beklemek doğru olmaz. Devlet ve millet ülke sorunlarını göğüslemede daima el ele olmalıdır. Ben yapabildiğim kadarını yapayım, sonra ne olursa olsun, benim kitabımda yok. Geleceği, geleceğin Türkiye’sini, düşünmek görevim. Bir iş aldık üzerimize, bir savaşın üstesinden geldik, şimdi ekonomik alanda savaş veriyoruz, daha da vereceğiz… Bu heyecanı yaşatmak, bu heyecanın ürünlerini görmek lazım…”

KAYNAKÇA

1-Sinan Meydan, Akl-ı Kemal, 2012,1.cilt s. 97

2- Sinan Meydan, Akl-ı Kemal, 2012,1.cilt s. 37

3-Attila İlhan, Hangi Atatürk? , 2010, s.56

4- Attila İlhan, Hangi Atatürk? , 2010, s.57

5- http://www.youtube.com/watch?v=OMIvLW7ijZs

 

 

 

Kategori: SİYASETTEORİ
Etiketler:

İlgili Gönderiler