hes_gercegi_fikiragaci

Ülkemizin HES Gerçeği

1699 • 09 Şubat 2012

Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz HES (Nehir Tipi Hidroelektrik Santralleri) temiz ve yenilenebilir olmaları,işletme ve bakım giderlerinin düşük olmaları gibi nedenlerle kömür ve doğalgaz gibi fosil yakıtlardan elde edilen enerjiye alternatif olarak sunuluyor fakat son dönemde yazılan raporlardan ve köylülerin yaşadıklarından da anlaşılıyor ki görünenin ötesinde başka bir gerçek var.

HES’lerin  elektrik üretebilmesi için belli miktar suyun türbin üstüne belli bir yükseklikten ve hızla düşürülmesi gerekir.Küçük derelerdeki suyun enerjisi bu işlemi gerçekleştirmeye yetmeyeceği için,su en yüksek noktada yani regülatör denen bir bent arkasında toplanır.Buradan borularla yeterli düşüşün elde edileceği noktaya kadar taşınır ve oradaki türbinin üstüne salınarak elektrik elde edilir.Ama bu mesafe projeyi gerçekleştirenlerin dediği gibi az değildir.Suyun onlarca kilometre bile taşındığı olur ve pek çok uzmanın  dikkati çekmeye çalıştığı konu ise bu taşıma esnasında suyun ekolojik yapısının bozulmaya uğramasıdır.Su borularla taşınırken hava ve suyla temas etmeden denize ulaştığında içindeki oksijen ve mineralleri de yitirdiğinden canlılığını da kaybetmiş olacaktır.Bu durum dağlardan denizlere kadar suyun taşıdığı hayattan yararlanan canlıların da zarar görmesi demektir.Yapılan bu uyarılara rağmen şirketlerin savunması ise oldukça ilginçtir.Dere yataklarına can suyu adı altında yeterince su bırakıldığı iddiası.Halbuki suyun geçtiği 3-5 km boyunca dere yatağı sadece yüzde 10 cansuyu alıyor ve uzmanlara göre bu oran derenin yaşaması için yeterli değil.Tabi etkileri sadece derelerin ekosistemini bozmasıyla sınırlı değil.Büyük HES’ler bölgenin ikliminin değişmesine bile sebep olabiliyor.Santral yapılacak bölgelerde çok sayıda ağaç kesimine gidilebiliyor ve haliyle orada   yaşayan insanları göçe zorlayabiliyor.

HES her ne kadar temiz ve yenilenebilir enerji olarak düşünülse de doğaya verdiği zarar ortada.Bunun yanında köylünün haklı itirazları da var köylerde yaşanan su sıkıntılarıyla  ilgili olarak .Mesela 1.5 kilometrelik mesafede suyun boru içine alınmasıyla her ne kadar dere yatağına cansuyu verilse de özellikle yaz aylarında suyun buharlaşmasıyla hem bahçelere giden su oranında düşüş olmakta hem de barajın su seviyesi düşmektedir.Bu durum köylülerin yaşamını zora sokmakta ve haliyle haklarını aramalarını gerektiren bir duruma getirmektedir.Fakat öyle bir tablo oluşturuldu ki küresel şirketlerin sömürüsüne uğrayan doğanın, talan edilmesine karşı çıkmak çapulculukla suçlandı.Köylüler ve çevreci kuruluşlar enerji karşıtı,gelişmenin önünde engel olan bir avuç insan olarak görüldü.Peki durmadan enerjiye yapılan vurgu daha doğrusu sürekli Türkiye’nin enerji açığından bahsedilmesi gerçekleri işaret ediyor mu?1997’de Enerji Bakanlığı 2010 yılı için 290 milyar kilovat saat enerji kullanacağımızı,Atom Enerji Kurumu eski başkanı  Nejat Aybars da 2010’da 271 milyar kilovat saat enerjiye ihtiyacımız olduğunu söylemiş fakat o yıl 210 milyar kilovat saat enerji kullanmışız.Açıklamalar %40 lık yanılma payı olduğunu ama bunun yanılmadan öte toplumu küresel enerji oyununun içine katmak olduğunu bilmek gerekir.
Doğa zaten mükemmel bir işleyişte,insana kusursuz bir yaşamın örneğini sunuyor ondan yararlanmasını bilmek zarar vermeden olur ve bu da insanların elinde.Son dönemde alternatif enerji kaynaklarına yönelen araştırmalar da bunu gösteriyor.O halde yapılması gereken doğayla barışık ve halkın çıkarlarını gözeten bir enerji politikası gütmek.

KAYNAKÇA

http://www.tmmob.org.tr

http://www.sehirplanlama.org

 

Ceren Demiröz

Kategori: EKOLOJİGÜNCEL
Etiketler:

İlgili Gönderiler